Ahlat Ağacı(Film)

05/01/20204 dakikalık okuma

Yahudi soykırımı, sömürge tarihi, ırkçılık gibi konular üzerine sayısız film izledik. Hayat Güzeldir’de ağladık, Schindler’in Listesi’nde filmdeki tek renkli karakter (gerçek anlamda sadece kızın montu kırmızı idi, filmin geri kalanı siyah beyaz) minik kıza hüzünlendik, Münih’te 3 saat boyunca Yahudiler’in mağdur olacağını anı bekledik ve fazlaca empati yaptık. Daha hiçbir envanter taraması yapmadan ortalama bir sinemasever olarak Çizgili Pijamalı Çocuk, Soysuzlar Çetesi, Piyanist, Okuyucu gibi sayısız film sayabilirim. Örnekleri onlarca Amerikan siyahilerinin kaderini anlatan filmlerle uzatabilirim ancak esasen varmak istediğim konu aslında şu:





‘Ortadoğu coğrafyasının hüzünlü kaderini yaşayan, çocukluğundan kalan yokluk anılarıyla yetişen, geçim sıkıntısından arada bir başını kaldırıp sanatsal bir kaygı ve estetikle beyaz perde karşısına geçen bizler ne zaman kendi hikayemize üzüleceğiz ya da trajikomik halimize güleceğiz?’







Dikkat ederseniz beyazperde ve estetiği aynı cümlede kullanarak son dönem gişe odaklı popülist gaz çıkarmalı ya da bel altı esprili Recep İvedik ve Youtube fenomeni Türk filmlerini dışarıda bırakmış oldum. Alınanların olacağını düşünmüyorum çünkü şu zamana kadar Recep İvediksever bir vatandaşımızın sinema üzerine bir inceleme yazısı yazdığını veya bu konuda film esnasında bile herhangi bir efor sarfettiğini görmedim. Dolayısıyla mesajın alındığını düşünerek filmin içeriğine geçebilirim. Eğer ‘Ahlat Ağacı’ filmini izlemeyenler varsa yazının bundan sonraki kısmının ciddi anlamda spoiler içerdiğini uyarısını yapmak 6.His’te Bruce Willis’in aslında ölü olduğunu önceden bilen spoilerzedelerden biri olarak boynumun borcudur.







Eğer ahlat meyvesini biliyorsanız veya ismini bilmeseniz de ağacını görüp, armudundan yediyseniz bu film kesinlikle size göredir. Nasıl bu kadar emin olabiliyorum diye kendinize soruyorsanız şunu kesinlikle söyleyebilirim ki bu ağacı gören kişinin ayağına boturak (deve dikeni) da yapışmıştır, yanık anız kokusunu içine de çekmiştir, belki köyünün camisinin minaresinde bir ikindi ezanı bile okumuştur.







Ahlat armudu Develi armudunun aksine yabani, kıraç dağların eteklerinde yetişen biçimsiz bir meyvedir. Filmin başrolundaki Doğu da kendisini ahlat meyvesine benzetmektedir: At yarışlarında tüm birikiminden olmuş, evini ipotek ettirmiş, elektrik faturasını bile ödeyemeyen bağımlı babanın atanamayan üniversite mezunu oğlu.







Nuri Bilge Ceylan Bir Zamanlar Anadolu’nun aksine bir cinayet senaryosu gibi ütopik bir senaryonun aksine Anadolu güncesini, ortalama bizi tam onikiden vurmuş. Nasıl mı?



- Hangimizin babalaramızla sorunlu bir ilişkisi yok? Ataerkil toplumun baskısıyla evlatlarıyla özellikle oğullarıyla iletişime geçmeye çekinen, sevgi gösterme yetisinden uzak babaların sudan çıkmış balığa dönen evlatları değil miyiz hepimiz?



- Hangimiz geleneksel, kültürle sarmaş dolaş olmuş din ile gerçek dinin tartışmasının döndüğü masalarda oturmadık? İslam ülkelerinin içler acısı durumunu uzun uzun konuşmadık?



- Hangimiz ağzından milliyetçi aforizmalar eksik olmayan, şekilde dini bütün ama ahlaki olarak her şekilde sınıfta kalan politikacılarla, esnaflarla karşılaşmadık; bol beylik lafları dinleyip sıfır icraatla hayal kırıklığına uğramadık?



- Hangimizin amca oğlu Şahin’iyle drift atarak baraj kenarında bira içmeye gitmedi?



- Hangimizin atanamayan öğretmen arkadaşı formasyon alıp polis olmadı?



- Hangimizin annesi kendisini çocuklarına adamadı, dört duvar arasında bir ömür geçirmedi?









Şu anda plazalarda elimizde Macchiaotlarla Netflix’e gelen yeni bilim kurgu dizilerini konuşarak öğle arasını geçirsek de hepimizin gerçeğini yüzümüze vuran bir film bu. Hepimiz iyi biliyoruz ki biz yeni nesil beyaz yakalılar aynı kaseye kaşık salladık ve aynı döner ayranı 1 liraya yedik çocukluğumuzda. Bu film işte bunu tam olarak gösteriyor hepimize. Çabaladık, uğraştık, sık sık bocaladık, küfrettik ama sonunda yine bir Kemal Sunal filmi görünce de o kanalı değiştirmedik.







Genelde Nuri Bilge Ceylan izleyicileri tabiri caizse entel kasmakla yaftalanır. NBC de bunun farkında olacak ki bu filmle bütün kasıntıları yakasından silkelemiş. Ahlat Ağacı’nı izleyen kimse sinemografiden, ışıktan, çekim açılarından bahsetmeyecek çünkü. Herkesin aklında kalan Dostoyevski’nin iç çekişmelerinden dem vuran gencin sonunda emekli öğretmen babasının yayla evindeki su kuyusuna kazma vuruşu olacak.







Sonunda canınız sıkılacak ama bir taraftan çocukluğunuzda ayağınızdan deve dikenlerini ayıklarken ensenize vuran Toros rüzgarlarını da hissedeceksiniz.







İyi seyirler.



https://bylge-images.s3.amazonaws.com/werther.pngacılı werther senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰