Çin Hegomanyasından Çıkış Bileti:Endüstri 4.0

05/01/20203 dakikalık okuma



Alman federal hükümetinin desteklediği dijitalleşme yolunda… diyerek belki yüzlerce kez duyduğunuz tanımlamaya hiç girmeden direkt konuya bypass oluyorum çünkü bu konunun edebiyatını Linkedin’de sakat çocuğun finish çizgisine mücadalesini ballandıra ballandıra anlatan, kekliğin üzerinden biçerdöver geçerken ölüm tehdidine rağmen yavrularını bırakmayışı videoları paylaşan yeni nesil iş coachları fazlasıyla yapıp, ekmeğini yediler. Bu arada like almak için o keklikleri kurtarmak yerine videosunu çeken adama en kalbi selamlarımı gönderiyorum.







Endüstri 4.0 içeriğinin birçok alt kırılımı mevcut. Nesnelerin interneti (IOT), digital twin, görüntü işleme, Cloud, sanal gerçeklik, yapay zeka ve site kurucumuzun da uzmanlığı olan Big data ve her türlü dijitalleşme en popüler konu başlıklarından.





Çıkış noktası tamamen Çin’in hiçbir özlük hakkı olmadan hunharca sömürülen band işçileriyle fiyat anlamında rekabet edebilmek. 500 sayfalık manifestoyu bu kadar kaba ve üstünkörü özetlemek istemezdim ama bence tüm raporun tam karşılığı bu. Avrupa yani daha spesifik söylemek gerekirse Almanya Çin’le aynı veya daha ucuz üretim yaparak endüstri tahtını elinden bırakmak istemiyor. Bu bağlamda oldukça pahalı olan işçiliklerini minimize ederek normalde işçilerin yaptıkları işleri proses otomasyonuna yaptırmak istiyor. Asıl hedef ise ışığa bile gerek olmayacak ürünün başından sonuna kadar elleçleme yapılmayacak bir karanlık fabrika. Ona henüz biraz vakit var ama yukarıda saydığım başlıklarda ciddi şekilde çalışmalar ve endüstriye uyarlamalar söz konusu.







Ağırlıklı olarak kendi uzmanlığım olan otomotivden örnek vermek istiyorum. Öncelik olarak fabrikada kullanılan bütün verimlilik hesaplarının (KPI) dijitalleştirilmesiyle işe başlanıyor. Bu verileri toplamak için sipariş programlama (MRP, MES) sistemleriyle otomasyon birbiriyle bağlanıyor. Bunu yapmak için sahada kullanılan sensörlerin yanı sıra ciddi anlamda software işçiliği de yapıyor. SAP, MES gibi büyük ve hantal sistemler bunlara ayak uydurmakta zorlansa da her türlü yatay ve dikey entegrasyon talebi her fabrikanın bir numaralı gündemi.







Data akışı sağlandıktan sonra bu datayı aktif biçimde kullanmak için takip sistemlerine ihtiyaç duyuyor. Bu bağlamda prosesin ergonomisine göre pasif RFID taglerle mamulü taşıyan tezgahlar, araçlar ya da endüktif enerji yayan taglerler direk ürünün kendisi takip ediliyor ve konum bilgisi yukarıda bahsettiğim data havuzuna düşüyor. Bu bilgiyle beraber otomasyon cihazlarında job seçimleri otomatize edilebiliyor ve ciddi anlamda iş yükü azalabiliyor. Job seçimlerinde kullanılan kağıt gibi sarf malzeme tasarrufları da cabası.







IT dünyası ile otomasyon hiç son 5 senede olduğu birbirine bu kadar yakınlaşmamıştı. Şimdiye kadar kendi networklerini hazine gibi koruyan ve her türlü transaksiyona kapalı bu iki grup son 3 senede birbirlerinin alanlarında faaliyet gösteriyor. Somut bir örnek olarak otomasyon devi Siemens’in RFID takip sistemi Agillon’u satın almasını örnek gösterebiliriz. Siemens kendi geliştirdiği Profinet isimli endüstriyel haberleşme protokülüyle konuşturduğu cihazlarını şimdi yeni ürünleriyle beraber Cloud’a çıkmaya çalışıyor, kendi MES sistemini üretmeye çalışıyor.









Peki Türkiye ne durumda? Biz KOSGEB hibeleriyle çiğ köfteci açmaya, yap işlet devretle köprü yaptırmaya devam ediyoruz.





İyi günler.



https://bylge-images.s3.amazonaws.com/werther.pngacılı werther senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰