Çukur Çeşme Olayı

05/01/20206 dakikalık okuma

1793 ve 1796 Yılında III. Selim'in hükümdarlığı döneminde Osmanlı Devleti, Sırplara yeni haklar getiren iki ferman ilan etmişti. Ancak devletin artık eski gücünde olmaması, İstanbul ile Sırbistan arasında gelişmeleri takip etmeyi zorlaştıran mesafe ve başka bazı nedenlerden ötürü bölgedeki Yeniçeri Kodomanları yerel halka zulm ederek bazen cinayetlere kadar varan uygulamalar da bulunuyorlardı.



1801 Aralık'ında Belgrad Paşası Hacı Mustafa Şinikoğlu bölgedeki yeniçeri ileri gelenlerinden Dayı Küçük Ali tarafından bir suikast sonucu öldürüldü. Paşanın öldürülmesi Semendire Sancağı (Belgrad Paşalığı) idaresinin keyfi ve İstanbul'dan bağımsız olarak yeniçeriler tarafından ele geçirilmesine neden oldu. Yeniçeriler ilk iş olarak sancağı paşalıklara ayırdılar ve daha önce Sırplara tanınmış olan tüm ayrıcalıkları da iptal ettiler. Bunun üzerine yeniçerilerin zulmünden ve katledilmekten korkan bir çok Sırp köylüsü kaçarak başka yerlere göç etmek zorunda kaldı. Yeniçeri dayıları, Osmanlı Sultanı'nın bölgedeki Sırp knezlerini (ileri gelenlerini) kendilerine karşı kullanabileceğinden korkarak 23 - 29 Ocak 1804 tarihleri arasında bir sindirme hareketine girişerek tespit ettikleri 72 Sırp ileri gelenini ortadan kaldırdılar. Bu gelişmelerden sonra hayatta kalmayı veya kaçmayı başarabilen bazı Sırp ileri gelenleri 14 Şubat 1804 günü Orašac (Oraşas) adlı küçük bir köyde toplanarak Kara Yorgi liderliğinde Sırbistan'daki yeniçeri yönetimine karşı bir ayaklanma başlatmaya karar verdiler.





14 Şubat 1804 yılında bir domuz tüccarı olan Kara Yorgi tarafından başlatılan ve ilk başlar da Osmanlı Devleti tarafından da desteklenen Sırp İsyanı kısa süre içinde bölgedeki yeniçeri seçkin tabakasının ortadan kaldırılması amacının dışına çıkarak bir bağımsızlık savaşına dönüştü. Osmanlılar, isyanın ilk yıllarında 18 Ağustos 1805 İvankovaç, 12-15 Ağustos 1806 Mişar ve 3 Eylül 1806 Deligrad Savaşı'nda arka arkaya isyancılar karşısında yenilgiye uğramalarına rağmen 1806 yılından beri devam eden Rusya ile olan harbin 1812 yılında sona ermesi ile birlikte 1812-1813 arasında çok büyük bir orduyu bölgeye göndererek son isyancı kalıntılarını da 7 Ekim 1813 yılında yenilgiye uğrattıktan sonra isyanı tamamen kontrol altına almayı başardılar.



İsyanın bastırılmasından sonra Kara Yorgi ve canlarını kurtarmayı başaran bazı elebaşları Avusturya’ya sığınmak zorunda kaldılar. Ancak kaçmayıp ta ülke de kalmaya karar veren bazı isyancı Sırp liderleri ise 1815 yılında Miloş Obrenoviç liderliğinde ikinci bir isyan başlattılar. 1817 yılına gelindiğinde Osmanlılar, isyanın daha da uzaması halinde Rusların Sırpların yardımına gelerek olaylara müdahale edebileceği endişesi ile Miloş Obrenoviç ile anlaşarak onu kurulacak ve Osmanlı Devletine bağlı kalmaya devam edecek olan yarı bağımsız Sırbistan Prensliği’nin başı olarak tanımayı kabul ettiler.





1828-1829 Osmanlı-Rus Harbinden sonra 1830 yılında imzalanan Edirne Antlaşması ile Sırplara tanınan haklar daha da genişletildi. 1862 yılına gelindiğinde ise Belgrad’daki hava oldukça gergin olup daha önceki yıllarda ve Sırplar lehine yapılan bazı düzenlemeler neticesinde kentte iki başlı bir yönetim yapısı ortaya çıkmıştı. Kent içinde ve Belgrad kalesinde oturan Müslüman ahalinin bulunduğu yerlerin idaresi ve güvenliği Türk polisi ve jandarması tarafından sağlanmakta iken şehrin kalan diğer bölgelerinin sorumluluğu ise Sırp yetkililerdeydi. Ayrıca birkaç yıl önce Sırp Milli Meclisi eliyle ülkede adeta bir darbe yapılarak yönetim Karayorgiyeviç hanedanından daha milliyetçi ve bağımsızlık yanlısı Obrenoviç hanedanına devredilmişti.



Türkler ve Sırplar arasındaki gerginliğin arttığı tam bu dönem de 1862 yılının sıcak bir 15 Haziran günü öğleden sonra Belgrad’daki Dobraçina caddesinde bulunan bir çeşmeye su doldurmak için gelen ve bakkal çırağı olan 16 yaşındaki Sava Petkoviç adındaki bir çocuk ile sırada bulunan bazı Türk askerleri arasında bir tartışma çıktı. Tartışma sırasında çıkan kavgada yaralan çocuk daha sonra öldü.



Olayın nasıl gerçekleştiği ile ilgili birbirinden farklı çok sayıda senaryo mevcuttur. Bunlardan ilki askerler ile çatışmaya giren Sava’nın su kovalarını taşıdığı sopanın askerlerden biri tarafından elinden alınarak kafasını vurulması suretiyle yaralanması. ikinci Bir anlatım da ise çocuğun bir Türk askeri tarafından süngü ile bıçaklanması ve üçüncü bir senaryo olarak ta tartışma sırasında bir su testisi ile kafasına vurulması sonucunda çocuğun yaralanması ve sonrasında da ölmesidir.





Durumun Sırp yetkililere haber verilmesi üzerine Tercüman Simeon Neşiç ve beraberindeki bir grup jandarma hızlıca olay yerine gelerek çevredeki görgü şahitlerinin de ifadesi ile kavgaya karışan Türk askerlerini alıp Sırp polis merkezine götürmek üzere tutukladı. Türk karakolunun önüne geldiklerinde tutuklu askerler kendi yetkililerine teslim olmak istediklerini söylediler. Tercüman Neşiç bu teklifi reddederek onları Sırp polis merkezine götürmekte ısrar edince karakol civarındaki Türk askerleri ve Sırp jandarmaları arasında tartışma çıktı. Tartışma kısa süre de büyüyerek silahlı bir çatışmaya dönüştü ve Neşiç ile birlikte iki Sırp jandarması ölürken bir Türk askeri de hayatını kaybetti.



Çeşme başında ufak bir tartışma şeklinde başlayan ve daha sonra büyük bir kavgaya dönüşen olay ve sonrasındaki gelişmeler bütün şehre yayılacak şekilde Türkler ve Sırplar arasında silahlı bir çatışmaya yol açtı. Gece boyunca devam eden çatışmalar ve Sırp saldırıları nedeniyle zor durmda kalan Türkler şehir merkezindeki evlerini terk ederek Belgrad Kalesine ve karakollara sığınmak zorunda kaldılar. 16 Haziran günü, şehirde bulunan konsolosların da araya girmesi ile birlikte iki taraf arasında bir ateşkes antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre Belgrad Muhafızı Aşir Paşa şehirdeki polis ve jandarmayı kaleye çekecek Sırp başbakan İlija Garaşanin’de bu çekilme sırasında onların güvenliğini sağlayacaktı.





17 Haziran günü şehirdeki Sırp güçlerinin antlaşmaya uymayarak Türklerin bulunduğu bölgelere tüfek atışlarında bulunmaları üzerine Aşir Paşa’nın emri ile Osmanlı topçusu şehri bombalamaya başladı. Bombardıman şehirde büyük bir paniğe yol açtı. İngiliz konsolosu John Augustus Longworth’ın araya girmesi ile sabah saat 9 sularında başlayan bombardıman yaklaşık 5 saat sonra durduruldu. 15 - 17 Haziran arasında 3 gün boyunca süren çatışmalar nedeniyle şehir de bulunan çok sayıdaki ev, iş yeri ve ibadethane hasar gördü veya yıkıldı. Ayrıca her iki taraftan çok sayıda insan yaralandı veya öldü.



Aynı yılın Temmuz ayında İstanbul yakınlarındaki Kanlıca’da Osmanlı Devleti ile büyük devletlerin temsilcileri arasında Belgrad’daki olayların müzakere edildiği bir konferans toplandı ve konferans 4 Eylül 1862 tarihinde 12 maddelik bir protokol anlaşmasının imzalanması ile sona erdi. Antlaşmanın maddelerinden biri de Sırbistan’daki Türklerin göç ettirilmesi ile ilgili olup ertesi yıl yaklaşık 8000 Türk yüzyıllar boyunca kendilerinin ve atalarının da yaşamış olduğu bu toprakları terk ederek baş yerlere göç etmek zorunda kaldılar.





18 Nisan 1867 günü yapılan bir törenle kale anahtarlarının Prens Mihal'e teslim edilmesinden sonra 25 Nisan'da Belgrad muhafızı Ali Rıza Paşa’nın da şehirden ayrılmasıyla birlikte Sırbistan topraklarında tek bir Türk askeri kalmamış ancak Osmanlı sancağı 20 Haziran 1876 gününe kadar Sırp bayrağı ile birlikte Belgrad kalesinde dalgalanmaya devam etmiştir.



1862 yılının 15 Haziran günü bir çeşme başında başlayan ve sonrasında yaşanan gelişmeler bazı Sırp tarihçileri açısından bağımsızlığa giden yolda önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.

Küçük bir destek binlerce beğeniden değerlidir
https://bylge-images.s3.amazonaws.com/banff-4331689_1920.jpg
Pow

Fizik, Kimya, Matematik, Tarih ve Genel Kültür Sevdiricisi

İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰