Dolar Neden Dünya’da En Yaygın Kullanılan Para Birimidir

05/01/20208 dakikalık okuma



Para ilk defa M. Ö. 600 yıllarında Batı Anadolu da hüküm sürmüş olan Lidyalılar tarafından kullanılmış olup bu tarihten beri yaklaşık 2500 yıldır kesintisiz olarak tüm insanlık tarafından kullanılmaya devam etmektedir.

Çok eski çağlarda, insanların takas yöntemini kullanarak birbirleriyle alış-veriş yaptıkları düşünülmektedir. M. Ö. 6000 yıllarına tarihlenen Çatalhöyük’te yapılan kazılarda evlerin odalarının içinde obsidyen külçelerine rastlanmış ve bunların komşu topluluklarla yapılan ticaret sırasında ödeme aracı olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Yine günümüz Irak sınırları içerisinde ortaya çıkarak zamanla büyük bir medeniyet haline gelen ve yazıyı ilk defa kullanmış olan Sümerliler ise ödeme aracı olarak ve malların birbirlerine göre değerlerini belirleme de arpayı para olarak kullanmışlardır. Tarihin bilinen ilk büyük modern imparatorluğunu kurmuş ve zamanla bütün Akdeniz kıyılarını egemenliği altına alan Romalılar ise askerlerin maaş ödemelerini o dönem için çok önemli ve bulunması zor bir mineral olan tuz ile yapmaktaydılar.



Daha çok günümüzdeki senet benzeri bir işleve sahip olan kâğıt paranın ilk örnekleri 6. Yüzyıl da Çin de ortaya çıkmış ve 13. Yüzyıla kadar kullanılmıştır. Avrupa’da ise ilk kâğıt paralar 1661 yılında İsveç’te basılmış ve 17. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’daki İngiliz kolonilerinde de basılmaya başlanmıştır. Kâğıt paranın yaygın olarak kullanılmaya başlandığı 19. Yüzyıl ortalarına gelinceye kadar Lidyalılardan itibaren pek çok uygarlık altın, gümüş ve değişik metallerden sikkeler basmış ve bunları para olarak kullanmıştır.

1821 yılına gelindiğinde ise ilk defa olmak üzere İngiltere’de Altın Standardı dediğimiz bir sisteme geçildi. Bu sisteme göre basılan bir kâğıt paranın veya banknotun altın olarak sabit ve değişmeyen bir karşılığının olması gerekiyordu. Bunun için bir devlet bankasının bulunmasına da gerek yoktu. İlk zamanlar Avrupa ve ABD’de çok sayıda özel darphane ve banka ellerinde bulundurdukları altın miktarı kadar kâğıt para basarak piyasa sürmüşlerdi. Bu sistem insanları yanlarında çantalar dolusu altın taşıma zahmetinden kurtararak servetlerini, taşınması ve saklanması daha kolay ve çalınma ve kaybolma riski daha düşük banknotlar şeklinde muhafaza etmelerini sağlamıştır. Bu sistem de bir banka, müşterisine getirdiği altın miktarına karşılık gelecek şekilde bir kâğıt para veriyor ve tekrar bu kâğıt parayı bankaya getirmesi halinde üzerinde yazılan miktara karşılık gelecek kadar altını kendisine ödeyeceğini taahhüt ediyordu. Müşteri bankadan çıktıktan sonra almış olduğu banknotları borçlarını ödemek, alış-veriş yapmak ve başkalarına boş vermek için rahatlıkla kullanabiliyordu. Birçok kez el değiştiren bu banknotlar en sonunda başka birisi tarafından bile olsa basıldığı bankaya tekrar getirildiğinde üzerinde yazılı miktara karşılık gelecek kadar altın banka tarafından parayı getiren kişiye ödeniyordu.

1834 yılında Altın Standardı sistemine geçen ABD’de 1 ons (31,10 gr) altının fiyatı 20.67 dolar olarak belirlenmişti. Yani 1834 yılında ABD toprakları içindeki herhangi bir özel darphane veya banka elindeki her bir ons altın için 20.67 dolar değerinde kâğıt para basma yetkisine sahipti ve aynı şekilde kendisine getirilen her bir 20.67 dolar değerindeki banknot için de müşterilerine 1 ons altın vermek zorundaydı.



Ayrıca ABD de, o dönem pek çok ülkenin benimsediği ve uyguladığı altının ve gümüşün birlikte kullanıldığı bimetalik standard denen bir sistemi kullanıyordu. 1861 Nisanında başlayan Amerikan İç Savaşı ülkenin mali durumunun bozulmasına ve altın rezervlerinin hızla tükenmesine neden oldu. Savaş giderlerini finanse edebilmek için 1862 yılı içinde Federal Hükümet ülkenin bütün eyaletlerinde dağıtılmasına karar verdiği ve altın karşılığı olmayan kâğıt para basımını onayladı. 1861 Nisanında başlayıp 1865 Nisanına kadar devam eden iç savaş sırasında enflasyon 1862 yılı içinde çift haneler ulaşıp 1863 ve 1864 yıllarında da yükselişini sürdürdükten sonra savaşın sona erdiği 1865 yılı sonunda yaklaşık % 4 düzeyine kadar geriledi. İç savaş sonrası Amerikan hükümeti savaş öncesindeki ons başına 20.67 değerindeki altın standardı oranına dönmek istediyse de halkın satın alma gücünün önemli oranda düşmesi ve fiyatların savaş öncesindeki düzeylere gelebilmesi için deflasyon (fiyatların uzun bir dönem düşüş eğilimi göstermesi) olması gerektiğinden bunu başaramadı. 1879 yılında ABD’de altının ons fiyatı tekrar iç savaş öncesindeki seviye olan 20.67 dolar düzeyine geldi.

19. Yüzyılın son çeyreğine geldiğimizde Avrupa, 1870-71 Fransa – Prusya Savaşı’ndan sonra Birinci Dünya Savaşı’na kadar sürecek olan bir barış dönemine girmişti. Ayrıca 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ülkeler arasındaki ticari ilişkiler oldukça gelişmiş ve dünya da bir bolluk dönemi yaşanıyordu. 1800’lü Yıllarda çok sayıda yeni gümüş yataklarının bulunması ve piyasaya bol miktarda gümüş sürülmesi aynı yüzyılın sonlarına doğru pek çok ülkenin gümüş standardından çıkarak yalnızca altın standardını benimsemesine neden oldu.



1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı’na kadar Altın Standardı Sistemi çok iyi işlemişti. Ama savaş sırasında Avrupa hükümetleri giderlerini karşılayamayacak hale gelince zorunlu olarak bu sisteminden vazgeçmek zorunda kaldılar. Çünkü merkez bankaları kasalarındaki altın miktarı kadar piyasa kâğıt para sürebiliyorlardı ancak savaş giderlerinin çok yüksek olması ve harcamaların artması nedeniyle daha fazla banknot basılması gerekiyordu ama merkez banklarının kasalarında bu kadar altın yoktu. Altın Standardından zorunlu olarak vazgeçilmesi ile birlikte piyasaya bol miktarda kâğıt para sürülmesi ABD ve İngiltere’de fiyatların iki katına, Fransa’da üç katına ve İtalya dört katına çıkmasına neden oldu. Birinci Dünya Savaşı’nın mağluplarından olan Almanya savaş tazminatı ödemelerini altın olarak yapmak zorunda olduğu için altın standardı sistemine sağlıklı bir şekilde geri dönemedi. Almanlar, Fransızlara olan savaş tazminatı borçlarının ödemelerini yapmakta gecikince Fransız birlikleri 1923 yılında Almanya’nın önemli sanayi bölgesi olan Ruhr’u işgal ettiler. Alman Merkez Bankası’nın işgal bölgelerinde çalışan işçilerin işgale karşı bir tepki olmak üzere greve gitmelerini desteklemesi ve tazminatlarını ve çalışmadıkları halde aylık maaşlarını karşılamak üzere ölçüsüz olarak ve bol miktarda piyasaya banknot sürmesi 1920’li yılların başlarında bu ülkede bir hiperenflasyon yaşanmasına neden oldu. 1918 yılında biten Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1927 yılına gelindiğinde pek çok ülke Altın Standardı Sistemine tekrar geri dönmüştü.



1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği günlerde 1944 yılında Amerika’nın New Hampshire eyaletinin Bretton Woods kasabasında 44 ülkeden gelen delegelerin katılımıyla bir konferans düzenledi. Konferans 22 Temmuz 1944 günü imzalanan bir antlaşma ile sona erdiğinde ABD dışında konferansa katılan diğer 43 ülkenin temsilcileri ülkelerinin para birimini Amerikan Dolarına endekslemeyi kabul ettiler.



Bretton Woods Antlaşması’nın özeti şuydu; İkinci Dünya Savaşı bittiğinde dünya altın rezervlerinin yaklaşık 2/3’ü Amerika Birleşik Devletleri’nin elinde toplanmıştı. Bu şartlarda ABD dışında diğer ülkelerin Altın Standardı Sistemine geri dönmesi çok zor görünüyordu. Bu üzerine diğer ülkeler parasını altına dönüştürebilecek tek ülkenin ABD olmasını ve kendi paralarını da ABD dolarına endeksli sabit bir kur oranına dönüştürmeyi kabul ettiler. Bu antlaşmadan sonra 1 ons altının değeri yaklaşık olarak 35 dolar olarak kabul edildi. Yani Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (FED) elindeki her bir ons altın karşılığında 35 dolar banknot basabilecekti ve diğer ülkeler de kendi merkez bankası kasalarında rezerv para olarak tuttukları doları ABD’ye getirdiklerinde karşılığı olan altını alabileceklerdi.

İlerleyen yıllarda ülkeler arasındaki ticaret hacmi artmış ve mevcut altın miktarı bunu karşılamakta yetersiz kalmaya başlamıştı. Amerikan Doları Dünya’da kullanılan tek rezerv para birimi olduğu için diğer para birimlerine karşı aşırı değerlenmeye başlamış ve buda diğer ülkelerin kendi ülkelerine girecek ürünlerin pahalıya gelmesi nedeniyle ihracata yönelmelerine ve ithal ürünlere rağbet etmemelerine ve dolayısıyla ABD’nin ihracatının düşmesine neden olmuştur. Bu dönemde ABD ürettiğinden çok tükettiği için dış ticareti sürekli açık vermeye başlamış ve bu sebeple de altın rezervleri hızla tükeniyordu. Ayrıca Amerikan Merkez Bankası (FED)’nın ilerleyen yıllarda kasasında bulunan altın miktarını da aşan oranda ve herhangi bir karşılığı olmayan dolar basma yoluna gitmesi ve bunun bazı ülkeler ve özellikle ilk olarak Fransa tarafından anlaşılması dolara olan güveni sarstı. 1971 yılında dönemin ABD başkanı Richard Nixon ani ve hiç kimseye danışmadan çıkardığı bir başkanlık kararnamesi ile dolar karşılığı altın ödemesine son verildiğini ilan etti. Bu tarihten sonra altının ons fiyatı hızla yükselerek 1973 sonunda 100 doları aştıktan sonra 1980 yılında 600 dolara kadar dayandı. 1980’den 2005’e yılına kadar 300-400 dolar aralığında gidip gelen altın fiyatları 2005 yılından sonra yine yükselme trendine girerek 2012 ortalarında tarihte hiç görmediği bir seviye olan 1900 dolara ulaştı.

Bugün ABD Doları’nın, hiçbir karşılığı olmayan ve karşılıksız olarak basılmaya devam eden diğer para birimlerinden herhangi bir farkı yoktur. 2008 yılında ABD ekonomisi krize girince FED harcamaları arttırıp işsizliği düşürerek krizi aşmak için yaklaşık olarak 4 trilyon dolar gibi ülkenin kuruluşundan 2008 yılına kadar basılan 870 milyar dolardan 4 kat daha fazla miktarda parayı basıp piyasaya sürmüştür. FED’in bu kararından sonra ABD doları diğer para birimleri karşısında değersiz hale gelirken ülkenin ihracatı artmış ve ekonomik krizden kurtulması mümkün olmuştur.



https://bylge-images.s3.amazonaws.com/banff-4331689_1920.jpg
Pow

Fizik, Kimya, Matematik, Tarih ve Genel Kültür Sevdiricisi

https://bylge-images.s3.amazonaws.com/banff-4331689_1920.jpgPow senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰