Faşizm Nedir? Faşizm Ne demek?

08/13/202012 dakikalık okuma

Faşizm karmaşık ve kompleks bir ideolojidir. Bir çok tanımı bulunan faşizm, kimine göre politik eylemlerin farklı bir tipi, kimine göre siyasal bir felsefe, kimine göre ise muazzam büyüklükteki bir kitle hareketidir. Tanımında tam bir birlik olmasa da, herkesin faşizmi hakkında hem fikir olduğu konu; otoriter ve ne pahasına olursa olsun milliyetçiliğidir. Temel özellikleri ise yüzyıldır siyaset biliminin tartışma konusudur.



Faşizm deyince hepimizin aklına şüphesiz Nazi Almanya'sı ve 1.Dünya savaşından sonra İtalya'da iktidardaki rejimler gelir. Bundan önce faşizm deneyimlemiş ülke sayısı da az değildir. Almanya'da Adolf Hitler, İtalya'da Benito Mussolini, İspanya'da Francisco Franco ve Arjantin'de Juan Peron 20.yüzyılın bilenen en ünlü faşist yönetimleri ve liderleridir.



Faşizm çalışmalarının babası sayılan bu konu hakkında sayısız yayınlanmış makalesi bulunan Robert Paxton ise Faşizm'i şöyle tanımlar; Anti-liberal, anti-sosyal, şiddet kullanarak dışlayan, ajandalarında yayılmacı milliyetçi unsurları bulunduran, sofistike teknikleri kullanarak milletlerde heyecan yaratan 20.yüzyıla özel kendine has bir siyaset uygulamasıdır.





Faşizm'in Temel Unsurları

Faşizm; ulus, ulusal ihtişam, üstün ırk veya özel gruplar gibi küçük unsurlara ihtiyaç duyar. Temel hedefi veya tek ahlaklı unsuru ise, bir milleti daha güçlü yapma, daha etkili kılma ve başarısını sürekli hale getirmedir. Faşistlere göre bir ülkeyi başarılı olmasını sağlayacak yegane unsur bir ulusun sahip olduğu güçtür. Faşistler bu amacı ulaşmak için eline geçirdikleri her aracı kullanırlar.



Faşizm, devletin gücünü artırmak için ulusun envanterinde bulunan her şeyi kullanma amacı güderler. Böyle bir kullanım, kaynakların tamamının devletleştirilmesi ile sonuçlar. Bu bakımından marksizm ile benzerdir.



Aşırı milliyetçilik unsurlarının rehberliğinde faşist rejimler, birbirine yakın eylemler gösterme eğilimindedir. Bu rejimler, propaganda konusunda uzman ve kahraman yaratmada çok marifetledirler. Sürekli olarak büyük geçit törenlerin hazırlanması ve özel günler büyük bir ihtişamla kutlanması faşist rejimlerin etle tırnak olduğu uygulamalardan sadece bir kaç tanesidir.



Bu rejimler, farklı grupları şeytanlaştırıp kendine karşı gelen her grubu günah keçisi ilan ederler. Nazilerin, Yahudileri günah keçisi ilan etmesi, Mussoli'nin Bolşevikleri şeytanlaştırması faşizmin doğası gereğidir. Faşizmi kurtuluş reçetesi olarak halka dayatılan gruplar, ülkeye ve zamana göre değişiklik gösterir. Bunun en ilgi çekici örneğin aynı anda İtalya ve Almanya'yı yöneten faşist iki liderin aynı zemine oturmayan yoludur. 19.yüzyılın ortalarında Hitler, Yahudilere karşı soykırım yapmakla meşgulken, Mussolini Yahudilerle düşman olmak bir yana çok yakın bir çalışma içindeydi hatta en güvendiği sekreteri bir Yahudiydi. Mussolini, zamanla Hitlerle yapmak zorunda kaldığı ittifaklar sonucunda Antisemitizm unsurlarını faşist politikalarını eklemek zorunda kaldı ama genel olarak biyolojik ırkçılık konusunda Hitler'den tamamen farklı düşüncelere sahipti.





Paxton'un yayımlanmış olan Faşizmin Anatomisi kitabında Faşizm'in politik fikirlere değil, daha çok duygulara dayandığını söyler. Bu kitabında ayrıca insanların tutkularını harekete geçirecek yedi duygudan bahseder;



  1. Grubun önceliği: Bir grubu desteklemek insan haklarını ve bireyi korumaktan daha önemlidir.
  2. Bir grubun mağdur olduğuna inanmak: Bu grubun karşısındakilere karşı yapılacak her davranışı haklı çıkartır.
  3. Bireycilik ve özgürlükçülüğün devleti yıkacağı ve halk arasında olumsuz etkide bulunacağı inancı.
  4. Aşırı şekilde toplum olma güdüsü ve kardeşlik duygusu. Bu kardeş birliğini ve saflığını mümkünse ortak kanaatle eğer bu yolla mümkün değilse şiddet kullanarak sağlama.
  5. Geliştirilmiş kimlik ve aidiyet duygusu: Bireylerin öz saygısı, grubunu büyüklüğüne ve ihtişamına bağlıdır.
  6. Bir erkek lidere karşı aşırı derecede destek. Bu kişiyi ulusun kurtarıcısı olarak görme.
  7. Grubun doğal olarak mükemmel ve üstün olduğu inancı.



Faşistler iktidara geldiklerinde; kişisel hakları baskılar, muhalifleri hapseder, grevleri yasaklar, ulusal birlik ve beraberlik kılıfı altında sınırsız ve yetkilendirilmiş polis kuvveti kullanır ve gerekli hallerde orduyu harekete geçirirler.



Faşizm Ekonomisi

Faşizm ekonomisi de tanımı gibi çok net değildir. Faşist devletlerin sözde amaçları, bağımsız bir ekonomi politikası ve kendi kendine yetebilirlik üzerine kuruludur. 1920 ve 1930 yılları arasında faşist liderler, bu politikaları burjuva ve fakir sınıfı arasındaki mücadeleyi sonlandıracak bir köprü olarak gördüler. Ekonomik ve Özgürlük Kütüphanesi, faşizmin ekonomik uygulamalarını kapitalist unsurlarla kaplı sosyalizm olarak tanımlar. Bireysel alanları tamamen kaldıracaklarını ilan etseler de bu pratikte asla sahaya yansımaz.



Faşizmin ekonomik yapısını anlamak için bu uygulamalardan kimin daha çok yararlandığına bakmak gerekir. Hitler, ilk dönemlerinde zenginler tarafından desteklendi. Hitler, iktidardaki ilk yıllarında Almanya'nın dev şirketleri BMW ve Bayern'le işçilerin neredeyse köle gibi çalışmasını neden olana antlaşmalar imzaladı . İtalya'da ise fakirler Mussolini rejimini ilk yıllarında nefes almaya başlarken, rejim ilerledikçe işçiler demir yumruk altında ezildiler.





Almanya ve İtalya'da devlet kartelleri; ticaret, finans, tarım ve üretim gibi bir çok alanda gelirlerini nasıl artırabileceklerini belirlemeye çalıştı ve bu çoğu alana müdahale ederek kendi tekellerine aldılar . Ancak özel teşebbüsü de tamamen ortadan kaldırma yoluna gitmediler. Eğer zenginliklerini ve refahlarını artıracağını düşündükleri iş elitleri var ise bu grupların kendi kontrolleri altında iş yapmalarına izin verdiler. Karteller, sahip olduğu endüstriyel kollarında karlarını maksime etmek için işçi ücretlerini düşürdü ve ücretlerin geri kalanını ise ulusal mücadele kılıfı altında veya birlik beraberlik mesajları altında manevi olarak ödediler. Faşistler, radikal fikirleri olmasına rağmen her zaman özel mülkiyet konusunu mesafeli yaklaştılar ve zengin burjuvarlarla sıkı bir iş birliğine girdiler.



Faşizmi Tanımlamak Neden Zor?

Faşizm tanımlamak belkide bu konu hakkında çalışan uzmanların en korktuğu andır. George Orwell Faşizmi Nedir? makalesinde faşizmi tanımlamak aşırı derecede zor olduğundan bahseder. Tanımlama vermenin temelindeki sıkıntı, her faşist yönetimin birbirinden farklı uygulamalara sahip olmasıdır. Orwell'ın yukarıda vermiş olduğum yazısında şöyle der: "Almanya ve Japonya'yı aynı çerçeve üzerinde oturtmak mümkün değildir, hatta faşist olarak niteleyebileceğimiz diğer küçük devletleri aynı potada eritmek imkansızdır.".



Faşizm, ülkenin temel dinamikleriyle şekillenir. İçinde bulunduğu ülkenin kendine has özelliklerini alır ve farklı rejimlerin doğmasına neden olur. Paxton'un Faşizmin Beş Evresi adlı kitabında, Amerika'daki otantik faşizminin, laik Avrupa'ya göre daha çok din kullandığından bahseder. Bu sebeple faşizm ulusun değişkenlerini, kapitalizm veya komunizm gibi sistemlerden daha çok kullanır.



Faşizm tanımlarken yaşanan güçlüklerinden biri de, bu kelimenin siyasi partiler tarafından bir propaganda aracı yapılması ve sulandırılmasıdır. Karşısındaki grubu aşağılamak ve kötülemek için kullanılan bu kelime, tanımlamaya daha zor hale getirir.



Komünizm, kapitalizm, liberalizm ve sosyalizm gibi politik ve siyasi felsefelerinin aksine faşizmin belirlenmiş bir felsefesine sahip değildir. Faşist düşünürlerin bu zamana kadar ortaya koymuş oldukları "Faşizm Manifestosu" olmaması konuyu aydınlatması açısından çok önemli bir bilgidir.



Faşizmin Evreleri

20.yüzyıl boyunca faşist rejimler, varlıklarını güçlü bir şekilde yansıtabilmek için ülkedeki sosya-kültürel ve politik havanın uygun olmasına ihtiyaç duydular. Tarihin belirli dönemlerinde her ülkede irili ufaklı faşist düşünceler ortaya çıkmıştır. Örneğin, 1920-1930 yılları arasında İngiltere'de faşizm ivmek kazanmaya başlamış ve halk arasında popüler hale gelmiştir. İtalya ve Almanya'nın aksine buradaki siyasi figürler istedikleri başarıyı yakalayamamış olsalar bile halk arasında kahraman rolünü kapmayı başarmışlardır.



20.yüzyıldaki faşist rejimler, halk arasında kabul görebilmeleri için bir ulusal krize şiddetle ihtiyaç duydular. 1.Dünya savaşı sonrasında ağır bir yenilgi alan İtalya ve Almanya halkları, gelecekleri ve kültürleri için endişe duymaya başlamıştı. Faşistler halkın bu zayıf karınlarından yararlanarak, aşağılanmış hissine kapılan ve öz güvenlerini yitiren kitlelere tekrar eski ihtişamı ve genişlemeyi sağlayacaklarını söz vererek yönetime geçtiler. 1.Dünya savaşında ön cephelerde savaşan ve ölümü kanıksayan bir sürü insanın bu politikaların ortaya çıkmasında önemli etkileri vardı. Hayatında hiç savaş görmemiş insanlara nazaran hayatın çok önemli olmadığını düşünen ve temel mücadelenin ulus olduğunu hisseden insanlar bu siyasi uygulamanın yükselmesinde isteyerek ve istemeyerek katkı verdiler. Faşizm, diğer normal siyasi partilerin ve grupların ulusun durumun güçlendirmek için yeterli kapasiteye sahip olmadığı inancından beslenir. 20.yüzyılların başlarında savaşlardan mağlup ayrılmış olan gaziler ve askerler, kendilerini bile bile ölüme yollayan politikalara karşı ses yükselterek halk arasında hükumetlere karşı güvensizliği artırdı ve insanların uç kutuplara sürüklenmesinde büyük katkıları oldu.



Faşist partilerin varlıklarını tam olarak yansıtabilmek için güçlü bir ulus kimliği ve mevcut hükumetlere karşı olan öz güvensizliğin yanında insanları harekete geçirebilmek ve coşkularını artırabilmek için katalizöre ihtiyaçları vardır. Almanya ve İtalya'da kısmen harekete geçiren güç Büyük Buhran olmuştur. Büyük Buhran ve 2.Dünya savaşı sonrasında Almana ekonomisinde yaşanan büyük kayıplar ve enflasyonun hızla artması insanların gelirlerini azaltmaya başlamış ve mal varlıkları gözleri önünde erimiştir. Böyle sıkıntılı bir ekonomik durum insanları çaresiz duruma sürüklemiştir.





Paxton' "Faşizmin Beş Evresi" başlıklı makalesinde, faşizmin ancak bir toplumun siyasi özgürlüğü bildiğinde ve demokrasinin insanları hayal kırıklığına uğratmaya başladığında ortaya çıkacağını söyler. İtalya'da faşizm yerleşmeden önce sürekli olarak değişen ve zayıf hükumetler vardı. Yine Almanya'da o dönemlerde Hitler Alman Şansölyesi seçilmeden önce etkili bir parlamentodan yoksundu. Güçsüz hükumet yönetimleri, acı çeken insanları ve ulusu aşağılanmış hissinden kurtarmanın tek reçetesi bu ülkelerde: komünizm ve faşizmdi.



Faşizm yükselişini komünizmin yükselişine dikkat etmeden anlamak zordur. 20.yüzyılda demokrasinin getirmiş olduğu başarısızlıkları bir kenara bırakacak ve ulusa tekrar eski gücünü sağlayacak iki unsurdu.



Komünistlerden ve sosyalistlerden oluşan hem Almanya hem de İtalya'da güç kazanıyordu. Özellikle İtalya'da sosyalist devrim eli kulağındaydı. Hem mevcut hükumet ve hem de kapitalist elitler, komünizme ve sosyalizme karşı olumsuz tavırları vardı. Hareketin başlarından bu olumsuz ve üsten bakış faşist rejimlerini güçlenmesinde ve kontrolü ele almalarında faşizmin beklediği katalizör oldu.



Almanya ve İtalya'da mevcut hükumetler faşistlerle işbirliği yapmaya karar verdiler. Faşist partiler, bu dönemde sosyalizme karşı takındıkları şiddetli ve sert tavırlarıyla halkın ilgisini çektiler. İki ülkede mevcut hükumetlere başarısızlıkları sorunun bu şekilde halledilemeyeceğini düşünen halkı faşistlerin kucağına itti. Faşistlerle ittifak kuran ve sosyalist devrimden korkan mevcut hükumetler solla çalışmayı reddederek siyasi çıkmaza sebep oldular. Bu faşistler iktidara gelmesi için uygun koşulları sağlamış oldu.





Faşizmin Tarihi

Faşizm terimi, 1919 yılında Mussolini tarafından icat edildi. İlk dönemlerde sıkı bir komünist olan Mussolini, 1.Dünya savaşından sonra fikirlerinde değişiklik yaptı. "Faşizm", İtalyanca bir grubun parçası veya kardeşlik duygusu ile bağlı militan kümeler anlamına gelen "fascio" kelimesinden gelir. King's College göre ise faşist hareketlerin sembolü olan sopalarla bağlanmış olan "fasces" kelimesinden türetilmiştir.



1919 Mussolini Faşizmi, aşırı milliyetçi yayılma ile birlikte kadın hakları ve iş gücü gibi sosyal hareketleri içeren bir karışımdır. Faşist liderler, bu ilk dönemlerden muhafazakarlarla ve mevcut hükumetlere işbirliği yaparak mesajlarının hızlı yayılmasını sağladılar. İtalya'nın başını çektiği bu faşist hareket, 1.Dünya savaşından yenilgiyle çıkmış veya sosyal devrimden korkan devletlerde hızlı bir şekilde yayılma alanı buldu. Avustralya Yeni Muhafızları, İngiliz Faşist Birliği ve tabi ki Ulusal Sosyalist Alman İşçi Partisi(Nazi Partisi) Avrupa'da güç kazanan öncü partilerdi.



1992'de İtalya'da zengin sanayiciler tarafından finanse edilen Blackshirt Milisa olarak bilinen silahlı birlikler, sosyalist çiftçi örgütleriyle savaştılar, sosyalist gazetelere baskınlar düzenlediler ve sosyalistlerin yönettiği kasabaları işgal ettiler. 1922 yılında ise giderek güç kazan bu militan grup Roma'ya yürümekle hükumeti tehdit etti. Bu grubu sakinleştirmek için hükumet Mussolini'yi başbakan olarak ilan ettiğini duyurdu. Amaçları, giderek artan şiddeti ve iç karışıklığı durdurmaktı. Ancak , Mussolini 1925 yılında kendini ülkenin tek yetkilisi olarak, doğru ifadesiyle diktatör, ilan etti. Mussolini gücü eline alır almaz muhalefeti şiddetli bir şekilde bastırdı. Mussoli'nin halk arasında giderek tanrılaşan statüsünü Etiyopya, Arnavutluk ve diğer ülkelere genişleme politikaları ile devam etti. 1939 Nazi Almanya'sıyla ittifak kurarak 2.Dünya savaşına katıldı.





Hitler, propaganda ve şiddet dahil Mussolini'den bir çok ders aldı. 1920'lerde Yahudilere, Marksistlere ve liberallere karşı yaptığı dramatik konuşmalar ve tutkulu söylemler bir anda Nazi Partisini öne çıkardı. 1933 yılında

Weimar Cumhuriyet Başkanı Paul Von Hindenburg Hitler'i büyüyen Komünist Partiyi durduracağını inanarak şansölye seçti. İtalya'daki senaryonun aynısı Almanya'da da yaşandı, Hitler yönetimi bu başkanlığı bir diktatörlük haline getirdi.



Versay Antlaşması'nı ihlal eden Hitler, Almanya'yı yeniden silahlandırıp yakın toprakları işgal etmeye başladı. 1 Eylül 1939'da Polonya'yı işgal etmesinden sonra 2.Dünya savaşını başlattı.



Avrupa'nın bu uç faşist fikirleri sadece Avrupa kıtasıyla sınırlı kalmadı, başta Bolivya ve Arjantin dahil olmak üzere Latin Amerika'daki diğer rejimlere ilham kaynağı oldu. Bu dönemde aynı zamana Büyük Buhrandan dolayı zor zamanlar geçiren ve parlamenter sistemleri yöneten orta sınıf partilerin başarısızlıkları bu ülkelerde faşizmin yayılmasındaki başlıca unsurlardı



1900 yılında tahıl ve et ihraç eden ve zengin ülkelerden biri olan Arjantin, ciddi bir ekonomik krizine içine girdi. Halk arasında yaşanan huzursuzluk ve gelir kaybı insanları faşizm politikalarına daha sıcak bakmasına neden oldu. Halk, popülist söylemleri ile dikkat çeken askeri liderlere yöneldi.



İspanya ve Portekiz'deki diktatörlük 1975 yılına kadar devam etti. Bu dönemdeki yönetimler, muhafazakar ve faşist partilerin bir karışımıydı.



Faşizmin Bugünü

Faşizm, 2.Dünya savaşından sonra Faşist ülkelerin almış oldukları büyük yenilgiler sonrasında Avrupa ve Kuzey Amerika'da büyük ölçü çekiciliğini kaybetti. Bu dönemden sonra anlamında sürekli olarak düşüş yaşayan faşizm, artık siyasette birilerini aşağılamak ve hakarette bulunmak için kullanılır hale geldi. Her ne kadar günümüzde çok geçerliliği olmayan bir politik yöntem olsa da , 1989 yılından sonra Komünizm'in çöküşüyle birlikte, Avrupa'da kısmen de olsa güç kazanmaya başladı.



2000 yıllarında Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde popülizmin yükselişi bazı kesimlerde faşizm yeniden hakim olacağı korkusu yaratmış olsa da, beklenen olmadı.





https://bylge-images.s3.amazonaws.com/anadolu.jpeg
Anadolu

Çalışmak, geçerliliğini kaybetmeyen tek felsefedir...Çalışmak özgürleştirir.

https://bylge-images.s3.amazonaws.com/anadolu.jpegAnadolu senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰