Honeyland(Bal Ülkesi) Belgeselinin İncelemesi ve Konusu

05/01/20205 dakikalık okuma

İnceleme

Bal Ülkesi, son zamanlarda izlediğim en iyi belgesellerden biri, kesinlikle ilk 50 listeminden içinde yer alacak. Sundance film festivalinden üç tane ödül ile alarak belki kimsenin beklemediği bir başarıya imza attılar . Bu başarı bir anda ilginin kendilerine dönmesini sağladı ve en iyi belgesel kategorisinde Oscar'a aday oldular. Oscar’ı alabilirler miydi?, bence olabilirdi ancak buram buram milliyetçilik kokan “Amerikan Fabrikası” varken çok zordu, nitekim de öyle oldu. Ama çok önemli değil, bence ekip zaten buralara kadar geleceklerini bile düşünmüyorlardı. Ödülü alamasalarda gönlümüzdeki ve belgesel tarihindeki yerini çoktan aldılar.



Belgesel isteyerek drama olsun diye çekilmediği belli, ama uzun zamandır bu kadar saf bir drama belgeseli görmedim. Tam anlamıyla insanın içine işleyen ve uzun süre hafızanızda kalacak anlarla dolu. Belgesel, yaklaşık olarak 3 yıl ve 400 saatlik metraj sonucunda ortaya çıkmış. Bu kadar emeğin sonunda müthiş bir düzenleme başarısıyla, 90 dakikaya damıtılarak efsane bir belgesel veya film ortaya çıkmış.



Belgesel üzerinde çok fazla düzenleme yapılmış olsa bile aslında sahneler arasında bir düzenleme yok, sadece bir bütün oluşturması için genel bir düzenleme mevcut. Ekrana gelen farklı sahneler tamamen doğal ve kesilmeden verilmiş. Zamanlamalar ve kamera açıları müthiş. Müzik ise yok denecek kadar az sadece Hatice’nin çok eski bir radyosundan ara sıra duyabildiğimiz sesler var. Bu işleniş belgesele daha sakin ve yumuşak bir hava katmış ve bence konu kapsamına çok yakışmış.



Belgeselin ana tema açısından değerlendirmesine bakarsak. Sadece bal ve köy yaşamı olay örgüsü etrafından dönmüyor, temel olarak altta bunlar yatsada yukarıda verilen ve bize gelen temel konu, insanı yaşamında ortaya çıkabilecek her türlü nesne ve olayın kısa bir özeti gibi; hastalık, mücadele, insan ilişkileri, çocuk sevgisi, tarım, hayvan ve daha fazla nesneyi ve olayı rahatlıkla doyurucu ve öz bir şekilde görebilirsiniz.



Belgesel yukarıdakilerini iç içe vermiş olsa bile, ön tarafta her zaman belgeselin ana kahramanı olan Haticeyi görüyoruz. Hatice’nin konuşmalarından ise insanlara büyük mesajlar var, gerçekten bazı sahnelerde kendinizi görüyorsunuz, kimi sahnelerde ağlıyor kimi sahnelerde mücadelesine hayran kalıyorsunuz. Sonradan köyüne yerleşen Hüseyin ile ilişkisi ise, kapitalizmin temel problemi olan açlığı ve oburluğu en güzel ve doğal bir biçimde ekrana getiriyor. Hüseyin için özellikle negatif bir portre çizilmemiş, olayların gelişimi sonucunda kendi konumunu bulmuş. Sistem içinde açlığın aslında her zaman iyi anlayışının, aslında temel doğal koşullarda geçersiz kılınışını canlı gözlerle şahit oluyoruz.



Belgeselin yönetmeni olan Ljubomir Stefanov gerçekten büyük iş çıkarmış. Ana kahramınınız bu zamana kadar kamerayı görmemiş, oyunculuk nedir bilmeyen bir insan ise böyle bir yapım çıkartmak yönetmenin zekasını ve yeteneğini gösterir. Haticenin karelerinde sanki profesyonel bir oyuncu varmış gibi izlenime kapılıyorsunuz, yerinde zamanlamalarla güzel kareler yakalanmış ve düzenlemede de epey mesai harcanmış. Film, Fly on the Wall tekniğinin en güzel örneklerinden biri ayrıca, arka planda kalıp herşeyi doğal akışına bırakmak her zaman olumlu sonuçlar vermiyor, ama Bal Ülkesinin işleniş biçimine tam olarak oturmuş.



Makedonya sineması için bu belgesel uzun süre bir arş olarak kalabilecek gibi, en azından hala gelişmekte olan bu tür ülkelerde, Oscar adaylığına kadar yükselmiş bu tür yapımların olması, bu konuda kendini geliştirmek isteyen, acaba bizde buralarda yer alabilir miyiz diyen yetenekli arkadaşları mutlaka cesaretlendirecek, daha önemlisi aksiyona geçmelerini sağlayacaktır diye düşünüyorum. Belki, Türkiye veya dünyadaki diğer ülkelerdeki insanlar için güzel bir belgesel olarak hafızalarda kalacak olsa bile, Makedonya sineması için Honeyland ‘in daha farklı anlama geldiği şüphesiz.



Bu tür belgeselerde belkide ilk sorduğumuz soru yansıtılan karelerin ne kadar gerçek olduğudur. Her zaman bu yapımlara karşı ön yargımız olur. Film yapımcılarına göre Hüseyin’in köye gelip yerleşme sahnesi hariç her sahne gerçek. Yapımcılar, o gün çeşitli nedenlerden dolayı Hüseyin’in gelişini yakalayamadıklarından sahneyi tekrar oynatmak zorunda kaldıklarını söylediler.



Belgeselinin sonu müthiş bir acı veya dram ile bitmiyor. Sonunda gözlemlediğimiz şey Hatice’nin hayatına devam edeceği ve bunun için yeterince sağlam karakterinin olduğudur. Herşey gönlünce olsun Hatice abla. Eğer bu belgeseli izlemediyseniz açın mutlaka izleyin, beğendiyseniz buraya gelip yorum yapmayı da unutmayın.



Konu

Filmin başrol oyuncusu olan Hatice, Makedonya’nın dağlık ve kırsal bölgesinde yaşayan ,doğal yollardan bal üreterek yaşamını devam ettiren eski bir Anadolu Türküdür. Hatice, yüz kanseri olan 80 yaşındaki annesinin ve kendisinin geçimini üretmiş olduğu bu ballar ile sağlamaktadır. Birgün köyüne Hüseyin ve ailesi gelir, Hüseyin ailesinin geçimini hayvancılıktan sağlamaktadır. Belli bir süre geçtikten sonra Hüseyin, Hatice’den ayrıca nasıl bal üretileceğini öğrenerek, ek bir gelir daha elde etmek ister. Hüseyin’in bal üretimini doğal yollardan ziyade yapay üretim tekniklerini içermektedir. Böyle bir üretim Hatice’ye göre bölgedeki doğanın temel dengesini bozacak ve arıların ölmesine neden olacaktır. Hatice bir yandan Hüseyin’in doğaya vermiş olduğu zararı telafi etmek zorunda kalırken bir yandanda zorlu yaşamına devam etmektedir.



İyi Seyirler

https://bylge-images.s3.amazonaws.com/filim.jpeg
filmkolik

Ailenizin Ilımsız Film Eleştirmeni

https://bylge-images.s3.amazonaws.com/filim.jpegfilmkolik senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰