İSLAM'DA MEZHEPLEŞMENİN TARİHİ

10/06/20205 dakikalık okuma





610 yılında ortaya çıktıktan Peygamberimizin 632 yılındaki vefatına kadar tek vücut olan İslam ümmeti, Hz. Muhammed(s.a.v.)'in ölümünden sonra kimin halife olacağına dair anlaşmazlık yüzünden üçe bölündü. Sahabe'nin(Hz. Muhammed'in çevresindekiler) büyük çoğunluğuna göre halife seçimle iş başına gelmeliydi. Bu doğrultuda ilk dört halife de (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali) seçimle iş başına geldiler. Öte yandan, başından beri çoğunluğa muhalefet içerisinde olan küçük bir grup daha vardı ve kendilerini Şia-ı Ali yani Hz. Ali'nin taraftarları olarak adlandırıyorlardı. Şiiler'e göre Hz. Muhammed(s.a.v.) daha yaşarken kendisinden sonra kimin geleceğini tayin etmişti. Gadir-i Hum da denen bu olayda Peygamberimiz bizzat kuzeni ve damadı Hz. Ali'yi halifesi seçmişti. Çoğunluğun aksine Şiiler dört halifenin ilk üçünü (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman) hiç bir zaman kabul etmediler ve hilafetin Ehlibeyt yani Peygamberimizin ailesinden olması gerektiğine inandılar. İlk üç halifenin döneminde İslam topraklarının sınırları Arap yarımadasını aşarak batıda Fransa'nın güneyinden doğuda Hindistan'a kadar ulaştı. Aynı dönemde ümmet içinde fikir ayrılıkları olsa da asla sıcak çatışmaya dönüşmedi. Ta ki üçüncü halife olan Hz. Osman'ın şehit edilmesi olayına kadar. İslam öncesi Mekke'nin hakim aşireti olan Kureyş'in Ümeyye soyundan gelen Hz. Osman'ın adeta faili meçhul bir cinayete kurban gitmesi, İslam'da mezhep ayrılıklarını iyice su yüzüne çıkardı. Böylesine tartışmalı bir olaydan sonra Hz. Ali'nin Hz. Osman'ın yerine seçilmesi İslam tarihinde İlk Fitne de denen ilk iç savaşı başlatmış oldu. Önce Şam valisi ve yine Ümeyye soyundan gelen Muaviye ayaklandı. Daha sonra bu ayaklanmaya Mısır valisi Amr ibnül As ve peygamberin eşlerinden biri ve Hz. Ebubekir'in kızı olan Hz. Ayşe de katıldı. Hz. Ali'nin yanında ise peygamberimizin ilk eşi Hz. Hatice'den olan kızı ve Hz. Ali'nin de eşi olan Hz. Fatıma, Ammar bin Yasir ve Selmanı Farisi gibi bir kısım Sahabe vardı. İslam topluluğu ortadan ikiye ayrılmıştı. Hz. Ali, Sıffin Savaşı ve devamındaki ünlü Hakem Olayı'yla hilafeti Muaviye'ye devretmek zorunda kaldı. Daha sonra Hz. Ali'nin iki oğlundan biri ve dolayısıyla peygamberin de torunu olan Hz. Hasan'ın da bunu kabul etmesiyle İslam'da Emevi dönemi başladı. Emevi döneminde Ehlibeyt çok acılar çekti. Bunların en büyüğü Kerbela Savaşı'nda Hz. Ali'nin diğer oğlu olan Hz. Hüseyin'in, Muaviye'nin oğlu ve halihazırdaki Emevi halifesi Yezid'in güçleri tarafından hunharca katledilmesidir. Gerek Şiiler gerekse Sünniler bu olayı hiç bir zaman unutmadılar ve Muharrem ayının her onuncu gününde Kerbela Savaşı ve Hz. Hüseyin'in şehadetini üzüntüyle anmaya devam ettiler. Üçüncü bir grup olan ve İlk Fitne'de hem Muaviye'ye hem de Hz. Ali'ye cephe alan Hariciler, İslam tarihinde hiç bir zaman etkili olamadılar. Hariciler'in hem Muaviye'yi hem de Hz. Ali'yi kafir görmesi ve Hz. Ali gibi bir insanı şehit edecek kadar ileri gitmeleri, onları İslam toplumunda marjinal bir yere itti. Haricilerin radikal görüşlerinden dolayı bazı uzmanlar Hariciliği günümüzde DEAŞ ve El Kaide gibi tekfirci terör örgütlerine ilham veren akım olarak yorumlarlar. Haricilik günümüzde ise sadece Arap yarımadasında yer alan Umman'da çoğunlukta bulunmaktadır. Hariciliğin bu ülkedeki yorumu olan İbadilik mezhebi, tarihteki Hariciliğin aksine son derece ılımlı ve barışçıl bir yapıdadır. İslam'da mezhepleşme denildiğinde ise akla iki büyük mezhep olan Sünni İslam ve Şii İslam gelir. Ümmet'teki ayrılık yorumlanırken işe bunun dini bir anlaşmazlıktan ziyade siyasi bir anlaşmazlıktan kaynaklandığını belirterek başlamak gerekir. Yukarıda da belirttiğim gibi Hz. Muhammed(s.a.v.)'in ölümünden sonra liderin kim olacağı tartışmasıyla başlayan ayrılık, zamanla Sünni ve Şii olmak üzere iki ana grubun ortaya çıkmasını sağladı. Başlangıcından beri siyasi olan mezhepler, zamanla İslam dünyasındaki büyük devletlerin kendi egemenlikleri için kullandıkları argümanlar haline geldiler. Öyle ki Sünni Osmanlılar ve Şii Safeviler'in yıllarca İslam coğrafyasında verdikleri hakimiyet mücadelesi buna en büyük örnektir. Sünnilerin halifesine karşılık Şiilerin imamları vardı, Sünniler genellikle Arap veya Türk iken Şiiler İranlıydı, Sünnilere göre Şiiler ümmeti bölüyor, Şiiler'e göre ise Sünniler İslam'ı bozuyordu. Zaman zaman sakin zaman zaman çatışmalı seyreden Sünni-Şii rekabeti günümüze kadar geldi. Bana göre günümüzdeki Sünni-Şii çatışması üç nedenden dolayı bu kadar şiddetli. Birincisi 20. yüzyılın başında gerçekleşen hilafetin ilgasından sonra İslam aleminin büyük çoğunluğunu oluşturan Sünnilerin başsız kalması, ikincisi 1979 yılındaki İran İslam Devrimi'yle İslam dünyasında her zaman azınlık olagelmiş Şiilerin bir anda bölgesel güç haline gelmeleri ve yayılmaya başlamaları, üçüncü ve son olarak ise büyük güçlerin bölgede hakimiyet kurmak için mezhep ayrılıklarından faydalanmaları. Bugün İslam'daki mezhep ayrılığı tarihte hiç olmadığı kadar siyasete bulaşmış durumda. Her gün binlerce müslüman İslam coğrafyasının dört bir yanında mezhep çatışmaları yüzünden hayatını kaybediyor. Bölgesel güçler ve onların arkasındaki büyük devletler hem Sünnileri hem de Şiileri kullanarak güç devşirmeye ve kendi politikalarını hayata geçirmeye çalışıyorlar. İslam'ın terör ve ulusal birlikten sonraki en büyük sorununun bu anlamsız ayrılıklar olduğunu düşünüyorum. Müslümanların din, mezhep veya etnik köken gibi manasız kavgaları bir kenara bırakmadıkça ne birlik olmaları ne de ilerlemeleri mümkün değil. Böyle devam ettiği sürece İslam'ın dünya sahnesinde güçlü bir biçimde yer alması, şanlı tarihinin aksine, çok zor görünüyor.



https://bylge-images.s3-eu-west-1.amazonaws.com/8f0b4cb0-03d2-11eb-bf9f-35f73e0c6a17.jpeg
KATKI

TARİH,SİYASET

https://bylge-images.s3-eu-west-1.amazonaws.com/8f0b4cb0-03d2-11eb-bf9f-35f73e0c6a17.jpegKATKI senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰