Joker(Film)

05/01/20207 dakikalık okuma

Yazı tamamen spoiler içerir.



Gotham City. Paranın ve finansın merkezinde bir ABD şehri. Şehir yüzyıllar boyunca müzik, tiyatro, mimari ve ekonomi alanlarında dünyaya öncülük etmiş, etmeye de devam ediyor. Eşsiz gökdelenleri, Wayne Kulesi, Ellsworth Binası, Davenport ve Saat Kuleleri ile ihtişamlı bir görünüme sahip bu metropolde bohem bir maceraya atılabilirsiniz. Gotham City Opera Binası ve Rosemont Tiyatrosu şehrin bütün entellektüellerini ağırlayan ünlü buluşma noktalarındandır. Alttaki linkten de reklamını izleyebileceğiniz ve Wayne Şirketi’nin sahibi Bruce Wayne’den de duyacağınız üzere Türk Hava Yolları haftada 2 kez İstanbul 3. Hava Limanı kalkışlı Gotham seferleri düzenlemektedir.



https://www.youtube.com/watch?v=pS7JBHxdxko



Her yer parlak, ışıltılı ve görkemli ama paran varsa! Gotham City ihtişamını İstanbul, New York, Hong Kong gibi metropollerde de olduğu gibi ranta ve kapitalizmin vahşi dişlilerine borçlu. Eğer Opera Binası’ndan gece vakti çıkıp otelinize yürürken yanlışlıkla bir ara caddeye girerseniz kapitalizmin arka bahçesine geçmiş olursunuz ki hayatınızın hatası olabilir. Taksim’de eğlenen beyaz yakalar için Tarlabaşı ne kadar tehlikeli ise Gotham’da bilinmeyen bir ara sokak, gece vakti bir metro istasyonu sizi hedef haline getirebilir.







Kapitalizmin sonucudur ki yukarıda göze sokulan şatafat,debdebe aslında Gotham’ın kendi halkının yüzde 1’inin istifade edebileceği nimetlerdir. Yani ışıltılı Gotham yüzde 1 içindir, geri kalan halk aristokrasinin, bürokrasinin içinde ortalığa pislik saçan sıçanlardır. Bu yüzden film plazalarında filtre kahvelerini yudumlayanların dinlediği sıçan haberleriyle başlar.





Sıçan kategorisine sokulanlardan, öyle yaşama mahkum edilenlerden birisi de Arthur Fleck’tir. Arthur, akıl hastanesi annesiyle gettonun merkezinde yaşayan, Ha-Ha isimli animatör şirketinde palyaço olarak çalışan psikolojisi harap orta yaş bir şahsiyettir. Ayrıca beyin kaynaklı nörolojik bir hastalıktan dolayı Arthur stres, üzüntü gibi duygu yoğunlukları yaşadığı zamanlarda kahkaha atmaktadır. Bütün bu olumsuzluklara 7 farklı ilaçla ayakta durmaya çalışan, annesine fazlasıyla iyi bakan ve her ortamda ucube olarak görüldüğü halde iyi bir insan olmaya çalışan bir karakter izliyoruz filmin ilk bir saatinde.









İşbaşında palyaço kostümü ile firma tanıtımı yaparken birkaç genç serserinin saldırısına uğrar Arthur. Çalınan talebasının peşinde koşarken bir ara caddede acımasızca tekmelenir, tabelasını suratında parçalar aynı gençler. ‘Birkaç çocuğun haylazlığı’ diyerek geçiştirmeye çalışır ama saldırıya uğradığı halde patronunun tabelanın parasını maaşından kesmesi onu haylice üzer.





Arthur bir standup komedyeni olmak, insanları güldürerek onları mutlu etmek istemektedir. Her akşam annesiyle pür dikkat Murray Franklin Show’u izler. Program sunucusu Murray hiç görmediği babasının özlemini giderdiği bir rol modeldir kendisi için. İzlerken Murray’in kendisine ‘Keşke senin gibi bir oğlum olsaydı’ diyerek sarıldığı hayallere dalar Arthur. Ama o iyi olmaya çalıştıkça materyalist ve statükocu toplum onu daha fazla ezmeye kalkar. Saldırıdan sonra kendisine 38 kalibrelik bir silah veren mesai arkadaşı daha sonra bunu onu işten attırmak için kullanır. İşi için yalvardığı halde zalim patronundan olumlu cevap alamaz. Sosyal hizmetler bütçe kesintisinden dolayı kendisiyle seansları ve ilaçları bırakır. Ve artık bıçak kemiğe dayanmış, sabır tükenmiştir..













Hor Görülenlerin Tanrım İsyanıdır Bu.





İşinin kaybetmenin verdiği hezeyanla umutsuzca metroda evine dönerken üç adet alkollü sözüm ona elit beyaz yakalının bir kadına sözlü tacizlerde bulunduğuna şahit olur ve girdiği stresin de etkisiyle kahkaha atmaya başlar. Sarhoşlar bu sefer Arthur üzerine çullanıp kendisini yumruklamaya ve tekmeleye başlarlar. Önce dener, hasta olduğunu belirten kartı göstermeyi dener ama sarhoşlar dinlemeden vurmaktadırlar. İşte bu nokta hepimizin yakınen bildiği dönüş noktadır. Namuslu Bilo’nun Namussuz Bilo’ya evrildiği, Kadir İnanır’ın atom profesörlüğüne lanet ettiği ve puştluk eğitimi almaya başladığı noktaya Arthur da gelmiştir. Üç sarhoşu da gözünü kırpmadan silahıyla vurur ve olay yerinden kaçar.





Sevip Sevilmeyenlerin Feryadıdır Bu.





Müthiş bir esrime ile kendinden geçmiştir Arthur. Hayatında ilk defa horlandığında, örselendiğinde tepki vermiştir hem de en ağırını. Ertesi gün vurulanların Wayne Şirketler Grubu’nun çalışanları olduğu ortaya çıkar ve Gotham Belediye Başkanı Adayı ve şirket sahibi Thomas Wayne öldürülen çalışanlarına methiyeler düzerken katil üzerinden tüm varoşlara ‘sermayeyi kıskanan ve palyaço maskesi arkasına sığınan kıskanç korkaklar’ ithamında bulunur ve bununla birlikte tüm Getto ayağa kalkar. Palyaço maskeli insanlar sokaklara inmiştir artık.











Düzensiz Dünyanın Günahıdır Bu.





Joker sebep olduğu hareketin henüz tam farkında olmadan annesinin sürekli Thomas Wayne’e mektup yazışının ardındaki sırrı çözebilmek adına son mektubu okur ve babasının Thomas Wayne olduğu öğrenir. Malikanelerine gidip Thomas’ın oğlu Bruce ile karşılaşır. Burada dananın kuyruğu kopar. Bruce Wayne Batman’in ta kendisidir. Film 80’lerde geçtiğinden henüz çocuktur ve iki azılı düşman ama aslında birbirini tamamlayan iki ucubenin ilk karşılaşmasını izleriz. Arthur oradan kovulur, bir yolunu bulup baba sıcaklığını tatmak amacıyla Thomas ile görüşmeye çalışır ama onuru kırılarak reddedilir ve annesinin kendi kendisine gelin güvey olduğu, ağır bir şizofren olduğu iddiasıyla akıl hastanesi arşivlerini inceler ve arşive göre annesinin çocuğuna işkence eden bir akıl hastası olduğunu öğrenmesiyle gidip annesini boğar. Daha sonra bunların hepsinin Thomas’ın evrakta sahteciliği olmasını öğrenmesine rağmen umursamaz çünkü artık hayatı bir tragedya değil komedi olmuştur.











Joker’liğe evrim sürecini amatör videosuna binaen kendisiyle dalga geçmek için canlı yayına çağıran Murray’i milyonların önünde yayında vurmasıyla tamamlar. Bu hareket anarşinin fitilini tamamiyle yakmıştır ve isyan başlamıştır. Opera Binası’ndan çıkan Thomas ve eşi çocuklarının önünde bu anarşiden hesabına düşeni alarak öldürürler. Bu sahne daha önce Batman Begins’de de gösterilmiştir.





Joker filmi vizyona girmeden önce yoğun eleştirilere maruz kalmış, şiddetin bu kadar sempatik gösterilmesinin bir etki-tepkiye yol açabileceği sıklıkla vurgulanmıştı. Filmin ABD’deki galasında ve birçok gösteriminde polis özel güvenlik önlemleri almış, her an köşeden bir maskeli birinin bir köşeden çıkıp toplu katliam yapabileceği üzerinde durulmuştu. Daha geçenlerde Lübnan’daki iç karışıklıkta binlerce Joker maskeli genç iktidara kabusun alasını yaşatmıştı.





Nedir bu filmi, bu karakteri bu kadar etkili kılan ve bu raddede bir şiddeti meşrulaştırabilen? Aklıma direkt Amin Maalouf’un ‘Çivisi Çıkmış Dünya’ kitabı geliyor. Hepimiz biliyoruz ki ekmeğimizden çalınıyor, çocuğumuzdan çalınıyor, havamızdan çalınıyor, geleceğimizden çalınıyor ve başkalarına peşkeş ediliyor. Zengin-fakir arasındaki uçurum dünyanın en büyük sorunu. Dünya Adalet sistemi tamamen çökmüş durumda ve insanlar yanlış insanlarla karşılaşmamak için sadece dua ediyorlar. Çünkü biliyorlar ki emeğinin yüzde 50’sini gasp eden devlet eğer bir bürokrat sevdiğine çarparsa olayı sümen altı edecek. Çorlu’da ikiye ayrılıp çuvalla taşınan çocuğun hakkı için kimse yargı karşısına çıkmayacak. İhale fesatçılarının çocukları para harcamak için yeni yöntemler düşünürken Getto’nun çocukları siyanür partilerinde hayata veda ediyor ve devlet önlem olarak siyanürü yasaklıyor! Ulul emre itaat müşrikliği ile bir noktaya kadar bu düzeni koruyabilirsin ama Müslüm Baba’nın yukarıdaki paragraf aralarına serpiştirdiğim cümlelerinde söylediği gibi



Tanrım Bu Dünyayı Başka Kim Yakar

Yakarsa Dünyayı Garipler Yakar.





‘Olayı yine politize ettin, Joker’dan buralara nasıl geldin?’ dediğinizi duyar gibi oluyorum ama film baştan sonra politik ve bir anarşi güzellemesi. Benzin fiyatlarına 1 kuruş zam geldiğinde sokakları yakan Avrupa ülkesi vatandaşları anarşist olmuyor ama her nedense yöneticilerine Tanrı’nın gölgesi şeklinde bakan bu coğrafyanın vatandaşları ayaklanınca ya vatan haini ya da terörist damgası yiyor. O da bu coğrafyanın kaderi diyeceğim ama Yaratıcı’nın her topluma hakettiğini sunduğu da bir gerçek.













Senaryo, renk, ışık hepi 10 üzerinden 10. Heth Ledger’li Joker’in üzerine gül koklanmaz diyordum ama Joaquin Phoenix sözümü yedirdi bana. Zaten öncesinden de birçoğumuz gibi züppe, zengin çocuğu Batman yerine acıların çocuğu Joker’i destekliyorduk hepimiz ama bu film desteğimizi katmerledi sanırım.





Joker ile Batman’in üvey kardeşliği de The Dark Knight’ta defalarca şansları olmasına rağmen birbirlerini öldürmemelerinden aralarındaki gizli kozmik bağı ufak ufak belli ediyordu. Yine aynı filmde Joker Batman’e ‘Sen olmazsan benim bir amacım kalmaz, sen beni tamamlıyorsun’ diyordu.





Arthur’la başladık, Joker’le bitirelim:



Seni öldürmeyen şey, tuhaflaştırır.



İyi seyirler.



Küçük bir destek binlerce beğeniden değerlidir
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰