Lorenzo’nun Yağı(Film)

05/01/20204 dakikalık okuma

Hayat öyle bir korelasyon silsilesine ve çeşitliliğe bağlıdır ki insanı dehşete düşürürken kesinlikle hayran da bırakır. Bazıları bu tek atımlık ömürde o kadar saadet bombardına altındadır ki gerçek huzuru teğet geçer, bazıları da yumuşak karnına öyle yumruklar yer ki kendi hayatının şiirini yazarken destansı bir öykü bırakır geride.





-SPOILER-

İşte beyazperdenin bu tozlanmış perdesinde (1992 yapımı) yumuşak karnının en acıtan yerine hayatın en büyük tekmesini yiyen adamın hikayesi anlatılıyor. Augusto Odone Italyan asıllı bir Amerikalı, Dünya Bankası’nda çalışan bir finans uzmanı. Afrika’nın ücra köşelerinde sosyal sorumluluk projelerinde yer alan, mutlu bir evliliği ve onun ürünü tatlı bir çocuğu olan bir adam Augusto. Onun hakkında bu filmi yaptıran ve onu bir bankacıyı tıp literatürüne sokan kör talih ise oğlu Lorenzo’nun önce hiperaktiviye yorulan agresif ve travmatik hal ve hareketleri hasebiyle gerçekleştirdiği doktor randevusundan sonra başlıyor.









Tipik Italyan kesimi omuzlara düşen düz saçlarıyla hayat enerjisi ile dolu Lorenzo’ya adrenoleukodystropi (ADL) teşhisi konuyor ve 2 yıl ömür biçiliyor. Eminim beyazperdede hatta gerçek hayatın perdesinde de bu tarz haber alanlar olmuştur ama bu sefer durum başka. Hem Augusto da hem de anne de bir ölüm hissizliği gözlerinden okunuyor o sahnede. Akabinde 2 sene sonra ölecek oğullarınının yanına gidip sessizce evin yolunu tutuyorlar.

Dram dozajının Nirvana’ya ulaştığını düşünürken ve bir ‘Canım Kardeşim’ senaryosu beklerken geceyi kütüphanede saç baş dağılmış, önünden tıbbi terimler uçuşan bir bankacı, aslında kimliğinde yukarı süzülen çaresiz babayı görüyorsunuz. Latince terimlerinden arasından körlük, sağırlık, felç ve ölüm kelimelerini seçtiğinde artık omuzlarına yüklenen gerçek bir feryada dönüşüyor ve kütüphanenin merdivenlerinden aşağıya yuvarlanan ve balığın karnında iki büklüm olan Yunus gibi Augusto’yu izleyince gözlerinizden yaşlar süzülmüyorsa acil bir vicdan implamantasyonu için hekiminize başvurunuz.









Gerçek hayattan uyarlanan filmleri hep sevmişimdir. Empati katsayısını iki ile çarparken üzerine konuşulacak, film çekilecek senaryolarda çekirdeğe ulaştığınızda içinde ibreti söküp alabiliyorsunuz. Ben Augusto’nun dağılmış bedenini merdivenlerden kaldırıp yeni bir sabaha uyandığını gördüğümde içimde birşeylerin filizlendiğini hissettim: Augusto pes etmeyecekti. Lorenzo’cuğun anneden miras aldığı genetik bozukluk sebebiyle beyninde biriken uzun yağ asitleri nöronlarındaki miyelin kılıfı yiyip bitirirken o kütüphane köşelerinde yağ asitlerinin yakılımı, enzimin çalışma prensibi ile alakalı ne varsa okuyordu. Lorenzo gün geçtikçe konuşma yetkisini kaybederken baba paramparça kalbini bir arada tutmaya çalışıyor, bir yandan da konuda ihtisas yapmış birbirinden habersiz uzmanlarını bir araya toplamaya çalışıyordu. Bilgiyi tekeline almış ve paraya dökmeye çalışan ruhsuz, kapitalist doktorlardan bilgi dilenirken oğlu artık yutkunamadığı için nöbetler geçiriyor, zangır zangır titriyordu. Bir tarafın aynı hastalığa muzdarip ebeveynlerin üyesi olduğu vakfın aileleriyle görüşüyor, oğullarının ( sadece erkek çocuklarda rastlanıyor bu hastalığa) eriyip gidişini izleyen ailelerin kabullenmişlikleri karşısında donakalıyordu.







Burada bence Augusto bir sözcüğün ilahi anlamını yeniden canlandırdı: Sabır. İnsanlar kötülük karşısında iki ayrılır: Başa gelen karşısında kaderin cilvesine küfürler yağdırıp Yaratıcı’ya sırt dönenler ve tam tersi kutupta yer alan acılar karşısında Yaratıcı’ya yaklaşıp dünyadan el etek çekenler. İki tipin de ortak noktaları tembel olmalarıdır, aksiyon almaktan aciz, sünepe varlıklar haline dönmeleridir. Bir taraf bazı neden sonuçların yansımalarının suçunu Yaratıcı’ya atıp kendine acırken, diğer taraf da gökten bir el inmesini bekleyip, pinekemektedir. Burada Augusto üçüncü ve bana göre doğru yolu benimsemiş ve başına gelenin dünya kanununun ve olasılığın bir gerçeği olduğunu kabul edip acıyı kendisine aktivasyon enerjisi yapıp mücadele etmiştir. Öyle mücadele etmiştir ki tıbba ömür verenlerin göremediği saf oleik asidin yağ zincirlerini parçaladığını görmüş ve tıp literatürüne ‘Lorenzo’nun Yağı’nı’ kazandırmıştır.







Minik Lorenzo için geç kalınmıştır. Augusto bilmektedir ki bu mücadele ile beyni tamamen tahrif olmuş Lorenzo artık hiç göremeyecek, ayağa kalkamayacaktır. O, bu çalışmayı bundan sonraki Lorenzo’lar için yapmıştır.







Oğluna düzenli aralıklarla Lorenzo yağı veren Augusto normalde 2 sene ömür biçilen Lorenzo yaşamaya devam etmiştir.





-SPOILER-





Filmde yer almayan birkaç anektod daha paylaşayım. Düzenli aralıklarla kendi damıttırıp hazırlattığı zeytinyağı bileşenli Lorenzo yağıyla oğlunu besleyen Augusto normalde 2 yıl daha yaşaması beklenen oğlunu tam 22 sene yaşatmıştır. Lorenzo 2008 yılında 30. Yaş gününden bir gün sonra boğazına takılan bir besin parçası sebebiyle hayata gözlerini yummuştur. Augusto ise Miyelin Kılıf Vakfı ile diğer hasta çocuklara ışık saçmaya devam etmiş ve 2013 yılında, 80 yaşında aramızdan ayrılmıştır.





Sabırda az bilinen üçüncü yolu bize hatırlatan adam: Augusto Odone.



İyi seyirler









https://bylge-images.s3.amazonaws.com/werther.pngacılı werther senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰