Mumya Nedir ve Eski Mısırlılarda Mumyacılık

05/01/20205 dakikalık okuma





Çok eski çağlardan beri bazı insanlar öldükten sonra bir yaşamın olduğuna inanıyorlardı. Bunun için de ölmüş olan yakınlarının öbür dünyadaki hayatlarına devam edebilmeleri için cesetlerinin çürüyüp yok olmasının önlenmesi gerektiğini düşünüyorlardı.

Bir cesedin çürüyüp yok olmasını önlemek için eski toplumlar tarafından kullanılan en etkili ve yaygın yöntemlerden biride mumyalama yöntemiydi. Çeşitli kimyasal maddeler, sıvılar ve otlar kullanarak bir takım işlemlerden geçirilip çürümesi önlenen cesetlere mumya denmekte olup mumyaların bozulmadan kalmalarının nedeni, içinde bulundukları ortamın, çürümeyi gerçekleştiren çeşitli mikroorganizmaların yaşamasına izin vermemesiydi.



Ölülerini mumyalama geleneği eski toplumların birçoğunda görülmektedir. Pasifik adalarında yaşayan halklar, Güney Amerika’daki bazı topluluklar, Avustralya yerlileri, Eski Mısır, Orta Asya Türkleri bunlara örnek olarak verilebilir. Hunlar ve Göktürkler ölen akrabalarını mumyalayıp kurgan adını verdikleri mezarlara koyduktan sonra yanına öbür dünyada lazım olup kullanabileceğini düşündükleri yiyecek, içecek ve çeşitli süs eşyaları ve hatta en sevdiği atını da koyarlardı.





Tarih boyunca birçok topluluk mumyalama yöntemini kullanarak ölülerini mumyalamış olsa da en yaygın ve başarılı olarak uygulayanlar Eski Mısırlılar olmuştur. Eski Mısırlılar sadece insanları değil kedi, köpek, timsah vb. çeşitli hayvanları da mumyalamışlardır.



Eski Mısırlıların ölülerini mumyalamasındaki en önemli neden inançlarından kaynaklanmaktaydı. Eski Mısırlıların için ölüm bir son değil yeni bir yaşamın başlangıcıydı. Eski Mısırlılar da günümüzdeki Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler gibi öldükten sonra bir yaşamın olduğuna inanıyorlardı ve iyi insanların; gökyüzünde olduğuna inandıkları, her çeşit yiyeceğin bol olduğu, masmavi suların aktığı nehirlerin yer aldığı ve gölgesindeki dinlenecekleri incir ağaçlarının bulunduğu cennete gideceklerine düşünüyorlardı. Eski Mısırlılar cennete gidemeyecek olan kötü insanların ise mezarlarında ebedi olarak aç, susuz ve güneşsiz kalacağına, ayrıca timsahlar tarafından parçalanacaklarına inanıyorlardı.



Eski Mısırlılara göre bir insan öldüğünde ruhu bedeninden ayrılıyordu. Ancak ruhun yaşamını devam ettirebilmesi bedenin varlığını sürdürmesine bağlıydı. Eğer beden iyi korunamaz ve yok olursa ruhta ölecekti. Böyle bir olumsuzluğa meydan vermemek için Eski Mısırlılar ölülerini mumyalayarak cesetlerinin yok olmasını önlemeye çalıştılar.



Eski Mısırlılar İlk zamanlar ölülerini, nemin cesedi çürüttüğünü bildikleri için kuru çöl kumlarına gömerek korumaya çalışmışlardı. Ancak ilerleyen zamanlar da çöl hayvanlarının cesetlere zarar vermesi, hırsızlık ve kuma gömmenin ölüye saygısızlık olacağının düşünülmesi gibi sebeplerden dolayı ölen kişilerin mezarlara konması gerektiğine karar verildi. Ancak mezarın içerisindeki hava zamanla cesedin çürümesine neden oluyordu. Eski Mısırlılar bunun önüne geçebilmek için ölüyü mezara koymadan önce ceset üzerinde çeşitli baharatlar, şifalı bitkiler ve güzel kokulu reçineler kullanarak birtakım işlemler yapmaya başladılar.





Eski Mısırlılar gittiği yerde ihtiyacı olacağı düşüncesiyle yiyecekleri ve içecekleri de mumyalayarak ölüyle birlikte gömüyorlardı. Hatta yılın belirli zamanları ölen kişinin mezarına gelen yakınları dualar ve ilahiler eşliğinde yanlarında getirdikleri taze yiyecek ve içecekleri ona sunarlardı. Mumyanın görmesi, duyması, konuşması ve yemek yemesi umuduyla gözleri, kulakları ve ağzı açılırdı.

Eski Mısırlılara göre bir kişi öldüğünde öbür dünyaya gitmeden önce korkunç canavarlarla ve tehlikeli yaratıklarla dolu yer altı dünyasından geçmesi gerekiyordu. Bunun için ölen kişinin tabutuna, bu tehlikeli yolculuk sırasında onu koruması için Ölüler Kitabı’ndan seçilmiş büyülü sözlerinin yer aldığı papirüsler konuyordu.





Eski Mısır’da mumyalama işlemi ilk olarak ölen kişinin İbu adı verilen bir çadıra getirilmesiyle başlardı. Çadıra getirilen ceset burada şarap ve Nil suyu ile güzel bir şekilde yıkandırdı. Ölünün burnundan bir delik açılarak beyne ulaşılır ve bir kanca yardımıyla beyin tamamen akıtılırdı. Eski Mısırlılara göre duygunun ve düşüncenin merkezi kalpti ve beyin hiçbir işe yaramayan ve önemsiz bir organ olarak görülüyordu. Sol kasıktan açılan bir delik yardımıyla tahnit işlemi yapılarak (iç organların çıkarılması) kalp dışındaki bütün iç organlar çıkarılır ve çürümelerini önlemek için natron ile kaplanır ve kurumaları sağlanırdı. İlk önce iç organların çıkarılmasının sebebi bunların vücudun en nemli yerleri ve çürümenin ilk başladığı bölgeler olmasından kaynaklanıyordu. Yukarıda açıkladığımız nedenden ötürü kalp yerinde bırakılıyor ve çıkarılmıyordu. Vücudun tamamı iç bölgeleri de dâhil olmak üzere natronla kaplanarak kuruması sağlanıyor ve ceset 40 gün boyunca bekletiliyordu. 40 günün sonunda kurumuş durumdaki ceset ikinci defa Nil nehrinden getirilen suyla yıkandıktan sonra esnek kalması için yağlarla ovuluyordu. Kurumuş olan iç organlar ise mumyacılığın ilk zamanlarında kavanozlara konarak ölü ile birlikte gömülürken daha sonraki dönemler de vücudun içine geri konmaya başladılar. Mumyanın sarılması işlemi ilk olarak baş ve boyun bölgesinden başlar ve daha sonra el ve ayak parmaklarına geçilirdi. Kollar ve bacaklar ayrıca sarılırdı. En son olarak beden sarılır ve her seferinde keten bezlerin arasına birbirlerine tutunmalarını sağlayacak yapışkan reçine konurdu. Mumyalama işlemi bittikten sonra ahşap bir tabuta konan ceset daha sonra bir mezara gömülürdü. Bu işlemlerin tamamı ortalama 70 gün sürmekteydi.



https://bylge-images.s3.amazonaws.com/banff-4331689_1920.jpg
Pow

Fizik, Kimya, Matematik, Tarih ve Genel Kültür Sevdiricisi

https://bylge-images.s3.amazonaws.com/banff-4331689_1920.jpgPow senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰