Sezai Karakoç Sözleri

07/30/20206 dakikalık okuma

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır. Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır. Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır. Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır. Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.



Neyse ki yarın var. Umutların en sevdiği gün.



Kaçarak iyileşemezsin çünkü her iyileşme yüzleşmeyledir.



Geceye yenilmeyen her insana ödül olarak bir sabah, bir gündüz, bir güneş vardır.



Benim gözlerim yeşildir ah...onun gözleri kara. Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara



Ne ondan kaçmak bir işe yarar, ne ona varmakla dağılır karanlıklar. Bazen insanın, kadere teslim olmaktan başka çaresi olmadığını zamanları olur.



O çocuğu bekliyoruz. Dünyayı değiştirecek, yenileyecek, meşhur kelimemizle söyleyelim, diriltecek çocuğu. O çocuğu ki, görüntüyü değil, öze, dışa değil, içe baksın. O çocuğu ki, ön planı değil, arka planı görsün. O çocuğu ki reklam ve propaganda edilenleri değil, edilmeyenleri bilsin.





Göz seni görmeli ağız seni söylemeli bütün deniz kıyılarında seni beklemeli.



Baharı, yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna...Ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna, derken "ömrü" tükettik bir hiç uğruna.



Zamanla olur deme, olmuyor.



Kötülükleri bitiremeyiz, ama iyilikleri çoğaltabiliriz.



Ey sevgili uzatma dünya sürgünümü benim.



Sevgi gözde değil gönüldedir. Vücut değil ruhtur aşka kâdir.



Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Bende çıkar güneş aydınlığına.

Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi

Seni hatırlatır her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.



Merhametin ta kendisiyle gözlerin. Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu. Bulutlar geldi altında durduk.



Gökyüzü bizim olmasın

Biz gökyüzünün olalım

Unutma

"Mavi"ye aşıkken

Sevemezsin siyahı



İnançlıyım, barış ve düzen yanlısıyım. Savaşım ancak bunlar içindir...



Ve,

Kadın anneden çocuğa akan...

Bir şelale belki, dünya kayalıklarından ta cennete dökülecek.





Beni çıkardığın da anlamın bozulmuyorsa bundan böyle ayrı yazılalım.



Hayatın öznesini kaybedince devrik olur tüm cümlelerin.



Bir gün gözlerimin ta içine bak; Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.



Birbirimizi görmezden gelsek, yüreğimiz de selâm'ı keser mi acaba?



Bütün şiirlerde söylediğim sensin; Boşunaydı saklamaya çalışmam, öylesine aşikarsın bellisin.



Ateş yakacak bir şey bulamayacak sende; işte İbrahim olmak bu.



Herkes gibi olmak, olmayacak bir şey

Herkes gibi olmak, olmamak gibi bir şey...



Her şey bir kere daha yanlış gibi



Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın.



Var olan ne ki;

Bizi yokluğuyla üzenler var.



İnsanı çözersin, çözersin, çözersin; çocuk çıkar.



Yağmurdan sonra büyürmüş başak,

Meyvalar sabırla olgulaşırmış.

Bir gün gözlerimin taa içine bak.

Anlarsın ölüler ne için yaşarmış.



Ne kadar dalsam da göklerin ve suların derinliğine gözlerim kaçırmaz yeryüzünde karıncaların en hurda kımıldanışlarını bile.





Umutsuzluk yok! Gün gelir, gül de açar, bülbül de öter.



Ah ölen ölene içimizde ve dışımızda.



Haritalar çiziyor ruhum acının, utancın, hıncın ve hüznün haritalarını.



Ve yalnız şiirdir acıma aralıklar veren



Kaç kardeşiniz dediklerinde bir buçuk milyar diyorum. Anlatabiliyor muyum?



Benim aşkım uymaz öyle her saza!



Açar bir gün elbet yeniden gönlümüzün çiçekleri.



Ve güldün, rengarenk yağmurlar yağdı.



İnsan, kendini hakikate adadığı, ruhunu ona açtığı ölçüde insandır!



Yol uzun, uzak. Kalbimizden başka pusula da yok gövdemizin cebinde.



Sen bir gece gelsen güneş doğmasa.



Bu dünyada olup bitinlerin olup bitmemiş olması için ne yapıyorsun.



Ben geldim geleli açmadı gökler

Ya ben bulutları anlamıyorum

Ya bulutlar benden bir şey bekler

Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum

Ben geldim geleli açmadı gökler



Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız.





Ve son sözü hep alın yazısı söyler.



İyi ki bilmiyorlar kalabalıklar yağmura bakmayı, cam arkasından.



Sen geldin benim deli köşemde durdun

Bulutlar geldi üstünde durdu

Merhametin ta kendisiydi gözlerin



Allah bir, kapısı bindir.



O ceviz dalları, o asma, o dut

Gül gül, mektup mektup büyüyen umut

Yangından yangına arda kalmış tut.

Muhabbet sürermiş bir rüzgar kadar



Uçurtmamı rüzgar yırttı dostlarım!

Gelin duvağından kopan bir rüzgar...

Bu rüzgar yüzünden bulutlar yarım;

Bu rüzgar yüzünden bana olanlar



İslamiyeti öyle diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.



Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun.



Ne ondan kaçmak bir işe yarar ne ona varmakla dağılır karanlıklar bazen insanın kadere teslim olmaktan başka çaresi olmadığı zamanları olur.



İçimde ölen öldü, kalan kaldı, ben aynı.



Seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın.



Kardeşiz demek yetmez. Hâbil misin, Kâbil mi? Onu netleştirmek lazım.





Müslüman müslümanlığını sözde bırakmamalıdır. Sürekli olarak kendini İslamdan koparan aldatıcı oyalamalarla savaşmalı, onlara karşı ruhun ölümsüz silahlarıyla donanmış olmalıdır.



İnkar tutsaklık, inanç özgürlüktür.



Ah ölen ölene içimizde ve dışımızda



Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar; Zaman çabuk geçiyor Monna.



Zambaklar en ıssız yerlerde açar,

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,

Işıksız ruhumu sallar da durur,

Zambaklar en ıssız yerlerde açar.



Değerli olan hayat değil; hayatın amacı.



Arkamda ve yanımda güçlü surlar vardı surelerden.



Ölüler şehrindeyim kuklacı. İçim insan mezarlığı...En çok da ben ölmüşüm kuklacı, adım başı mezar taşım var. Katillerim en sevdiğim insanlar.



Şeytanın kentini darmadağın etmeye and içmişim.



Ne ondan kaçmak bir işe yarar, ne ona varmakla dağılır karanlıklar. Bazen insanın, kadere teslim olmaktan başka çaresi olmadığı zamanları olur.



Ne zaman adam oluruz?

Aynı fikirde olmamak, düşman olmak zannedilmediği zaman.



Çiğ düştü göklerden ve bir bahar günü doğdun sen.



İslâmda âdeta nimet, emek için değil, emek nimet içindir.



İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler.



Başarı İslam'a ait olunca ölüm kadar sessizdirler...



Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak...Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyor ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbu ki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar.



Bin yıllık ömrüm olsa, ömrüm boyunca konuşmam ve yazmam nasibimde varsa, hep müslümanların birleşmesinden, bir araya gelip şuurlu birliklerini oluşturmalarından bahsederim. Bundan bıkmam ve yılmam. Çünkü bundan daha büyük bir dava bilmiyorum. Tüm faaliyetim, İslam'ın bir savunması ve bu savunmanın bir özü de, müslümanların uyanıp dirilmeleri, birleşmeleri ve kendilerini dış âleme karşı koruma gücüne ermeleri yönündedir zaten.



Bir ev nasıl yılda bir defa temizlenir, örümcek ağlarından kurtarılır, kiremitleri aktarılır, sıvanır, yıkanır, onarılır ve badana edilir, yani yeni yapılmış bir hâle getirilirse, bir ruh da yılda bir kere, böyle genel bir temizlik ve revizyon ister. Bir şehrin temizlenmesi, onarılması, yeniden yapılması, sıva, boya ve badanların tazelenmesi ile Müslüman bir şehrin oruç boyunca ruhî canlılık ve hareketi, yükselme ve ilerlemesi birbirini çok andırır. Oruç, demek ki, bir noktadan bakılınca, ruhun ve vücudun dezenfekte edilmesi oluyor.



Göz seni görmeli, ağız seni söylemeli bütün deniz kıyılarında seni beklemeli.

https://bylge-images.s3-eu-west-1.amazonaws.com/next-eb863140-8da2-11ea-88e5-c3989f1eeaf7.jpeg
İstanbul

En güzel sözlerin ustası...

https://bylge-images.s3-eu-west-1.amazonaws.com/next-eb863140-8da2-11ea-88e5-c3989f1eeaf7.jpegİstanbul senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰