The İnvisible Man(Görünmez Adam) Film Eleştirisi

05/01/20205 dakikalık okuma

Arkadaşlar yazının sonunu çoğunuz gelmediği için burada kısaca şunu diyeceğim. Makale üzerinden damla desteği vererek bana maddi katkıda bulunabilirsiniz. Üye olan herkese bylge.com 15 damla hediye ediyor, eğer yazıyı beğenirseniz 30 saniyeniz ayırıp üye olup damla desteği verirseniz çok mutlu olurum..



Son zamanlarda izlediğim filmleri arasında senaryosu açık ara en kötü olanıydı...Senaryodaki derin boşluklar filmin her bölümünde gözümü tırmaladı. İnsanların söylediği güzeldi ve iyiydi cümlelerine kesinlikle katılmıyorum, bana göre çok büyük hayal kırıklığı olmuş. Bu kadar cılız ve dengesiz bir senaryo ile zaten iyi bir şeylerin çıkmasını beklemek mantıklı değil..



---SPOILER---

Keşke çekilmeseydi dediğim sahneler çoktu.... Bunların başında, hastanedeki polisler ve kaçış sahnesi geliyor. Bu kadar kötü bir sahnenin nasıl çekildiğini aklım almıyor. Bu sahnedeki yanlışlıkları ve çekim hatalarını sanırım iki sayfa yazabilirim. Konuyu uzatmamak adına fazla bu sahne için fazla detaya girmeyeceğim, izlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız.



Bir sürü mantıksız ve rasyonel olmayan sahne vardı. Örneğin: Köpeklerin nereden geldiği ve nasıl hayatta kaldıkları, deliler hapishanesindeki öldürülen polisler, bir türlü bozulamayan alet(nasıl bir şey olduğunu film boyunca anlayamadık), türk polisi gibi bir bir gelen korumalar, görünmez adamın süperman kadar kuvvetli olması, göğü delen yağmurun iki metre sonra kesilmesi, elbisinen her boydan her kilodan insana tam uyması, boyun kesme sahnesinden sonra her yerde cctv kamera olan bir lokanta da polislerin kameraları incelemeyi akıl edememesi...

---SPOİLER---



Korku ile bilim kurguyu aynı film içerisinde yedirmeye çalışmak cesaret ve yetenek isteyen bir iş. Rusların bu konuda çok sevdiğim bir sözler var, diyorlar ki, “Avda iki tavşan arkasında koşarsanız ikisinide kaçırırsınız”, tam olarak böyle bir şey ortaya çıkmış... Bir önceki cümleyi isterseniz biraz açayım, bu iki film doğası gereği kamera yönetimi, hızı, çevresi, ses yönetimi, sahne yönetimi ve sinematografisi farklı unsurları içeriyor. Eğer bu ikisini yedirmek istiyorsanız elinizde güzel bir senaryo ile birlikte yetenekli teknik ve oyuncu kadrosuna da ihtiyacınız var. Eğer İnvisible Man gibi 7 milyon dolarlık bir bütçeniz var ise böyle bir denemeye girmemek gerekiyor...



Yukarıda söylediklerimden devam ederek, filme ne korku filmi derim nede bilim kurgu. Korku filmi izlemek için gelen arkadaşlar bu konuda büyük hayal kırıklığına uğrarlar. Bence ağırlıklı olarak bilim kurgu, korku yaratabilmek için karakterlerin ve gerilim ortamının uygun olması gerekiyor. Ancak filmin birkaç sahnesi hariç korku duyduğum bir yer olmadı. Bazı sahnelerdeki gereksiz ve aşırı ses yönetimi ise bunları vermek yerine daha iğreti yapmış.



Filmi olgunlaştırmak filmin kalitesinin başlıca unsurlarındandır. Filmi bir çocuk gibi doğurup mezara kadar yolculuk etmeniz gerekiyor. Eğer devam filmi çekmiyorsanız ölümünü kesinlikle göstermeniz gerekir. Mezarda ne olduğunu izleyice vermeniz gerekiyor ki, biz sinemadan çıktığımız zaman bu ne şimdi niye böyle kaldı gibi sorularla boğuşmayalım, bana göre olmazsa olmaz bir olgu. Bu filmde ise söylediklerimin tam tersine şahit oluyoruz, film bitti dediğimiz an polat alemdar gibi bir şekilde diriliyor. Film sanki ak gezenler gibi öldükçe yeni formuyla devam ediyor. Bence ters bir mantık işletilmeye çalıştırılmış ama olmamış. Daha güzel yapıldığında nasıl olur bilmiyorum, ama burada iyi bir karışım olmamış.



Film her karesinde bahsedilen Optik dehası Adrian Griffin ise Athena’nın doğumu gibi işlenmiş. Yunan mitolojisi tanrılarından Athena’da Zeus kafasından tam yetişkin bir şekilde doğmuştur. Adrian’ın nasıl birisi olduğu konusunda filmin sonuna kadar bir fikir sahibi olamıyoruz. Başlangıcından itibaren bu adam nasıl bir kişilik sorusuyla izliyoruz… 120 dakikalık bir filmde en azından on dakika Adrian’a ve geçmiş hayatına ayrılabilirdi. Hatta eş zamanlı gitmesine bile gerek yoktu, ben flashback kullanımını bile razıydım...Yönetmenin biraz Guy Ritchie örnek olmasını tavsiye ediyorum, başrole yakın bir rol biçtiğiniz karakteri bu denli hasır altı edemezsiniz...



Teknolojinin gelişimi ve insanlığa nasıl bir etki yapacağı belki yarım asırdır tartışılan bir konu. Bu konuda iki farklı teori var, ütopik görüşe göre teknoloji insanların yardımcı unsurudur ve bu şekilde insanlığa yardımcı olacak şekilde devam edecektir. Distopik görüşe göre ise teknoloji insanların başına beladır ve insanlığın yeryüzünden silinmesine yardımcı olacaktır. Ben birinci kümedenim, eğer beni takip eden arkadaşlar var ise bu şekilde distopik ve pesimist görüşleri hiç sevmediğimi biliyorlardır. Filmin ana temasında ise görünmezliğin yani bir anlamda teknolojinin aslında insanları şeytanileştireceği vurgusunu gereksiz ve nahoş buldum. Bunu bir mesaj olarak taşıyan filmleri açıkçası gereksiz buluyorum. Görünmezlik bulunsa bile, bu teknoloji topluma kesinlikle yararlı olacaktır. Filmde bahsedildiği gibi toplumu palu ailesine çevireceği gibi bir konsept bana göre çok basit geldi. Aslında bu filmlerde gördüğüm şey, 16.yüzyılda Kopernik teorilerini yasaklayan ve şeytani olarak gören Kilise tepkisidir. O dönemde bilimsel ve teknolojik olan herşey suç olarak algınlanmıştı ve aynı bakış açısı vardı. Ne yazık ki bu düşünceler günümüzde de farklı şekillerde yaşamaya ve yaşatılmaya devam ediyor.



Film izlenir mi? Arkadaşlar sıkça bunu bana soruyor. Eğer kısıtlı zamanlarda film izliyor ve sadece hoşça vakit geçirmek amacı güdüyorsanız bence izlemeyin. Ama gerilim-korku tutkunuysanız ve yeni bir deneme görmek istiyorsanız, izleyebilirsiniz. Ancak beklentileriniz düşürmenizi tavsiye ediyorum!!! Ne izleyelim diyen arkadaşlara @filmkolik sayfamda güzel filmler var oradan yararlanabilirler...





https://bylge-images.s3.amazonaws.com/filim.jpeg
filmkolik

Ailenizin Ilımsız Film Eleştirmeni

https://bylge-images.s3.amazonaws.com/filim.jpegfilmkolik senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰