Türkiye-İran Sınırını Belirleyen Antlaşma (23 Ocak 1932 Türkiye-İran Sınır Değişikliği Antlaşması)

05/01/20206 dakikalık okuma





Türkiye-İran Sınırı

Azerbaycan'a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti-Türkiye sınırının kesiştiği nokta olan Dilucu Sınır Kapısı'ndan başlayan Türkiye-İran sınırı çoğu bölümünde hemen hemen düz bir hat üzerinde ilerleyerek Irak-İran-Türkiye sınırının kesiştiği noktaya kadar devam eder. İki tarafı da son derece dağlık olan sınırın uzunluğu yaklaşık olarak 560 kilometre olup Türkiye-Suriye sınırından (yaklaşık olarak 911 km) sonra Türkiye'nin en uzun ikinci kara sınırını oluşturur. İki ülke arasındaki sınırın nereden geçeceği büyük ölçüde 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'na (Zuhab Antlaşması) göre belirlenmiş olsa da bu tarihten sonra da ufak tefek sınır değişikliklerinin olduğu 18 civarında antlaşma yapılmıştır. En son Türkiye-İran sınır değişikliği antlaşması ise 29 Ocak 1932 tarihinde imzalanmıştır.



Türkiye-İran Rekabetinin Kısa Tarihi

16. yüzyılın hemen başında Akkoyunlular Devleti'ni (1378-1501) yıkarak İran'da Safevi hanedanını kuran Şah İsmail döneminden başlamak üzere yaklaşık 200 yıl boyunca Osmanlı-İran İlişkileri oldukça gergin ve savaşlarla dolu bir dönem geçirmişti. 16. ve 17. Yüzyıl’da yaşanan çok şiddetli ve kanlı çatışmalar nedeniyle; Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Irak, Batı İran, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Karabağ ve Dağıstan bölgeleri İki devlet arasında adeta bir savaş alanı haline dönüşmüş ve birçok kez el değiştirmişti.



Sultan IV. Murat’ın (1612-1640), 1624 yılından beridir İranlıların elinde bulunan Bağdat’ı 1638 Aralık’ında yeniden Osmanlı topraklarına katmasından sonra iki devlet arasında 1623 yılından beridir devam etmekte olan savaşları sona erdirmeyi amaçlayan bir barış antlaşma imzalandı. 17 Mayıs 1639 tarihinde imzalanan ve Kasr-ı Şirin (Zuhab Antlaşması) olarak ta bilinen bu antlaşmanın en önemli sonucu bugünkü Türkiye-İran ve İran-Irak sınırının ufak tefek değişiklikler dışında hemen hemen hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelebilmesini sağlamasıdır.





Türk-İran ilişkilerinde son derece yanlış olarak aksettirildiğini düşündüğüm bir durumun da burada açıklanmasının fayda olacağını düşünüyorum. O da İran ve Türkiye’nin, 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasından sonra birbirleriyle hiç savaşmadığı ile ilgili yanlış bilgidir. Evet, Türkiye-İran sınırı 1639’dan beridir hemen hemen hiç bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelebilmiştir ama bu iki devlet o tarihten sonra da birçok kez birbirleriyle savaşmışlardır.



1720'de İran Afganistan ordularının işgaline uğradı ve 1729'a kadar sürecek olan bir karışıklık döneminde girdi. İran'ın bu durumundan faydalanmak isteyen Osmanlı Devleti ile Rus Çarlığı arasında yaşanacak olan bir çatışmayı önlemek isteyen Fransa araya girerek 1724 yılında İstanbul’da bir Türk-Rus Dostluk Antlaşması imzalanmasını sağladı. Antlaşma ile İran’ın Kafkasya’daki toprakları bu iki devlet arasında bölüşüldü ve Osmanlılar Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ı topraklarına kattılar. 1729 yılında İran’daki iç karışıklıkların sona ermesinden sonra Afşar Türkleri'nden olan Nadir Şah (1688-1747) İstanbul Antlaşması’nı tanımayarak kaybedilen toprakları geri almak için hareket geçti. İlk önce 1732 yılında Ruslarla bir antlaşma yaparak 1724 yılında kaybedilen yerleri geri aldı. Daha sonra Osmanlıların üzerine yürüyen Nadir Şah, 1735 yılına kadar kaybedilen bölgelerin tamamını geri almayı başardı.





İki devlet arasındaki son büyük çatışma 1821-1823 Osmanlı-İran Savaşı’dır. İran’da iktidarda olan bir başka Türk hanedanı olan Kaçarlar 1813 yılında imzaladıkları Gülistan Antlaşması ile Kafkasya bölgesinde Ruslara karşı önemli toprak kayıplarına uğramışlardı ve bu kayıplarını da Osmanlı Devleti’nden çıkarmaya karar verdiler. İran ordusu 1821 yılında Irak ve Doğu Anadolu üzerinden olmak üzere iki kol halinde Osmanlı topraklarına girdi. İranlılar, Bâb-ı Ali’nin Yunan İsyanı ile uğraşmasından da faydalanarak 30.000 kişilik bir kuvvetle Erzurum üzerine doğru yürüdüler. Ancak bir süre sonra ordu içerisinde çıkan kolera salgını nedeniyle büyük kayıplara uğrayınca barış istemek zorunda kaldılar ve iki devlet arasında yapılan Erzurum antlaşması ile İranlılar savaş sırasında almış oldukları yerlerin tamamını Osmanlı Devleti’ne geri vererek eski sınırlarına çekildiler. Bu tarihten sonra İki devlet arasında çoğunlukla sınır bölgelerinde olmak üzere ufak çaplı çatışmalar yaşanmış olsa da hiçbir zaman büyük bir savaşa dönüşmedi.



Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Ordusunun İran'a Girmesi

İran, Birinci Dünya Savaşı başladığında resmi olarak tarafsızlığını ilan etmiş olsa da İran’da ki Rus işgalinin büyümesi ve Bağdat üzerinden Osmanlı topraklarını tehdit etmeye başlaması üzerine Türk ordusu 14 Aralık 1914 günü sınırı geçerek İran’a girdi. 1915 yılından 1917 yılında gerçekleşecek olan Bolşevik İhtilali’ne kadarki geçen süreçte İran toprakları Türk, Rus, Alman, İngiliz ve Ermeni güçleri arasında adeta bir hesaplaşma sahasına dönüştü. Ancak 1918'e gelindiğinde Osmanlı Devleti, Almanya ile birlikte Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedenlerinden sayıldığından Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 11. Maddesi gereği İran’dan geri çekilmek zorunda kaldı.



Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Türk-İran İlişkileri

Türkiye Cumhuriyeti’nin Irak dışındaki sınırları 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde imzalanan bir barış antlaşmayla belirlenmişti. Irak sınırının ise Musul ve Kerkük üzerinde herhangi bir uzlaşıya varılamaması nedeniyle Türkiye ve İngiltere arasında sonradan yapılacak görüşmeler yoluyla halledilmesine karar verildi. Ancak ilerleyen yıllarda ülke içerisinde yaşanan olumsuz gelişmeler ve Şeyh Sait İsyanı (1925) nedeniyle 5 Haziran 1926 yılında Türkiye ile İngiltere arasında yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük’ün Irak Devletine ait olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından da resmen kabul edildi.





1926 Mayıs’ında başlayan Ağrı İsyanları sırasında Doğu Anadolu’daki devlet otoritesi ciddi şekilde sarsıldı ve isyanlar hükümeti uzun yıllar meşgul edecek bir sorun haline geldi. Bir süre sonra ayaklanmacılar Ağrı’yı ele geçirerek burada bir cumhuriyet kurdular. İsyanının bir türlü kontrol altına alınamamasındaki en önemli nedenlerden biri de Ayaklanmacıların kolayca İran’a kaçarak izlerini kaybettirebilmesiydi. Bunun üzerine Türk ordusu sınırı geçerek isyancıların kaçtığı ve o dönem İran sınırları içerisinde kalan Küçük Ağrı Dağı'nın arkasına kadar ilerledi. Uçakların da kullanıldığı operasyon 7 Eylül 1930 günü başladı ve 14 Eylül’de tamamlandı. 25 Eylül'de ayaklanmanın tamamen bastırılmasından sonra bölgeyi işgal eden Türkiye, İran’a Küçük Ağrı Dağı’na karşılık olmak üzere kendi sınırları içerisinden bir arazinin verilmesini teklif etti. İranlılar ilk başlar da bu teklifi reddetmiş olsalar da 1878 Berlin Antlaşması ile kendilerine verilmiş olan ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti tarafından işgal edilen Kotur kasabasının tekrar kendilerine iadesi halinde anlaşabileceklerini bildirdiler. Bunun üzerine 23 Ocak 1932 tarihinde imzalanan bir antlaşma ile Türkiye İran'daki Küçük Ağrı Dağı’na karşılık İran’a Kotur kazasını bıraktı ve yeni sınırda buna göre belirlendi.





Küçük bir destek binlerce beğeniden değerlidir
https://bylge-images.s3.amazonaws.com/banff-4331689_1920.jpg
Pow

Fizik, Kimya, Matematik, Tarih ve Genel Kültür Sevdiricisi

İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰