Türkiye İran Sınırı Nasıl Belirlendi: 23 Ocak 1932 Türkiye-İran Sınır Değişikliği Antlaşması

05/01/20205 dakikalık okuma





16. yüzyılın hemen başında, Akkoyunlular Devletini yıkarak Safevi Hanedanını kuran Şah İsmail döneminden başlamak üzere 200 yıl boyunca Osmanlı-İran İlişkileri oldukça gergin ve dengesiz bir seyir izlemiştir. 16. ve 17. Yüzyıl’da yaşanan çatışmalar nedeniyle; Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Irak, Batı İran, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Karabağ ve Dağıstan İki devlet arasında adeta bir savaş alanı haline dönüştü ve birçok kez el değiştirdi.



Sultan IV. Murat’ın 1624 yılından beri İranlıların elinde bulunan Bağdat’ı 1638 Aralık’ında yeniden Osmanlı topraklarına katmasından sonra iki devlet arasında 17 Mayıs 1639 tarihinde 1623 yılından beri devam eden savaşları sona erdiren bir barış antlaşma imzalandı. Kasr-ı Şirin olarak bilinen bu antlaşmanın en önemli sonucu bugünkü Türkiye-İran ve İran-Irak sınırının ufak tefek değişiklikler dışında hemen hemen hiç değişmeden günümüze kadar gelebilmesini sağlamasıdır.





Türk-İran ilişkilerinde yanlış olarak aksettirilen bir durumun da burada açıklanmasının fayda olacağını düşünüyorum. O da İran ve Türkiye’nin 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasından beri hiç savaşmadığı ile ilgili yanlış bilgidir. Evet, Türkiye-İran sınırı 1639’dan beri hemen hemen hiç bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelebilmiştir ama iki devlet bu tarihten sonra da birçok kez savaşmıştır.



1720 Yılında İran Afganistan’ın işgaline uğradı ve ülke bu tarihten 1729 yılına kadar sürecek bir karışıklık döneminde girdi. Bu durumdan faydalanmak isteyen Osmanlı Devleti ve Rus Çarlığı arasında yaşanacak olan bir çatışmayı önlemek isteyen Fransa’nın araya girmesi ile 1724 yılında İstanbul’da bir Türk-Rus Dostluk Antlaşması imzalandı ve İran’ın Kafkasya’daki toprakları bu iki devlet arasında bölüşüldü. Bu antlaşma ile Osmanlılar; Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ı aldılar. 1729 yılında İran’daki iç karışıklıkların durulmasından sonra bir Afşar Türk’ü olan Nadir Şah İstanbul Antlaşması’nı tanımayarak kaybedilen toprakları geri almak için hareket geçti. İlk önce 1732 yılında Ruslarla bir antlaşma yaparak 1724 yılında kaybedilen yerleri geri aldı. Daha sonra Osmanlıların üzerine yürüyen Nadir Şah, 1735 yılına kadar kaybedilen bölgelerin hepsini geri almayı başardı.



İki ülke arasındaki son büyük çatışma 1821-1823 Osmanlı-İran Savaşı’dır. İran’da iktidarda olan bir başka Türk hanedanı olan Kaçarlar 1813 yılında imzaladıkları Gülistan Antlaşması ile Kafkasya bölgesinde Ruslara karşı büyük toprak kayıplarına uğramışlardı ve bu kayıplarını Osmanlı Devleti’nden telafi etmeye karar verdiler. İran ordusu 1821 yılında Irak ve Doğu Anadolu üzerinden Osmanlı topraklarına girdi. İranlılar, Bab-ı Ali’nin Yunan İsyanı ile uğraşmasından da faydalanarak 30.000 kişilik bir kuvvetle Erzurum üzerine doğru yürüdüler. Ancak bir süre sonra ordu içerisinde çıkan kolera salgını nedeniyle büyük kayıplara uğrayınca barış istemek zorunda kaldılar ve iki devlet arasında yapılan Erzurum antlaşması ile İranlılar savaş sırasında almış oldukları yerlerin tamamını Osmanlı Devleti’ne geri vererek eski sınırlarına geri çekildiler.



Bu tarihten sonra İki devlet arasında çoğunlukla sınır bölgelerinde olmak üzere ufak çaplı çatışmalar yaşanmış olsa da hiçbir zaman büyük bir savaşa dönüşmemiştir.



İran, Birinci Dünya Savaşı başladığında tarafsızlığını ilan etmiş olsa da İran’da ki Rus işgalinin büyümesi ve Bağdat üzerinden Osmanlı topraklarını tehdit etmeye başlaması üzerine Türk ordusu 14 Aralık 1914 günü sınırı geçerek İran’a girdi. 1915 yılından Bolşevik İhtilali’ne kadar devam eden süreçte İran toprakları Türk, Rus, Alman, İngiliz ve Ermeni güçleri arasında adeta bir hesaplaşma sahasına dönüştü. Ancak 1918 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti Almanya ile birlikte Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedenlerinden sayıldığından dolayı Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 11. Maddesi gereği İran’dan geri çekilmek zorunda kaldı.



Türkiye Cumhuriyeti’nin Irak dışındaki sınırları 24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan şehrinde yapılan bir barış antlaşmayla belirlenmişti. Irak sınırının ise Musul ve Kerkük üzerinde bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle Türkiye ve İngiltere arasında sonradan yapılacak görüşmeler yoluyla halledilmesine karar verildi. Ancak ilerleyen yıllarda ülke içerisinde yaşanan olumsuz gelişmeler nedeniyle 5 Haziran 1926 yılında Türkiye ile İngiltere arasında yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük’ün Irak Devletine ait olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından da kabul edildi.





1926 Mayıs’ında başlayan Ağrı İsyanları sırasında Doğu Anadolu’daki devlet otoritesi ciddi şekilde sarsıldı ve isyanlar hükümeti uzun yıllar meşgul edecek bir sorun haline geldi. Bir süre sonra ayaklanmacılar Ağrı’yı ele geçirerek burada bir cumhuriyet kurdular. İsyanının bir türlü bastırılamamasındaki en önemli nedenlerden biri Ayaklanmacıların kolayca İran’a kaçarak izlerini kaybettirebilmesiydi. Bunun üzerine Türk ordusu sınırı geçerek isyancıların kaçtığı ve o dönem İran sınırları içerisinde kalan Küçük Ağrı Dağı'nın arkasına kadar ilerledi. Uçaklarında kullanıldığı operasyon 7 Eylül 1930 günü başladı ve 14 Eylül’de bölgenin tamamen kontrol altına alınmasıyla başarılı bir şekilde tamamlandı. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra bölgeyi işgal eden Türkiye, İran’a Küçük Ağrı Dağı’nın yerine Türkiye sınırları içerisinden bir arazinin verilmesini teklif etti. İran ilk başta bu teklifi reddetmiş olsa da 1878 Berlin Antlaşması ile kendisine verilmiş olan ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye tarafından işgal edilen Kotur kasabasının tekrar kendisine iade edilmesi halinde anlaşabileceğini bildirdi.





Bunun üzerine 23 Ocak 1932 tarihinde bir antlaşma yapılarak Türkiye Küçük Ağrı Dağı’na karşılık İran’a Kotur kasabasını verdi ve yeni sınırda buna göre belirlendi.

https://bylge-images.s3.amazonaws.com/banff-4331689_1920.jpg
Pow

Fizik, Kimya, Matematik, Tarih ve Genel Kültür Sevdiricisi

https://bylge-images.s3.amazonaws.com/banff-4331689_1920.jpgPow senin desteğini bekliyor.
İçerik paylaşarak para kazanmanın kolay yolu 💰